Biz, ya derdimizi anlatamıyoruz ya da, dünya bizi kasden anlamak istemiyor. Tarihi sürece bakıldığında, ikinci şıkkın geçerli olduğu ayan beyan anlaşılır. Türkler''in tarihin hiçbir devrinde, sömürgeci anlayışı güttüğü ve bu maksada matuf olarak, yönetimi altında bulundurduğu milletlere, dini, sosyal, siyasi ve ekonomik olarak dayattığı, baskı yaptığı söylenemez. Türkler, kendi başkentleri olan İstanbul dahil, imparatorluklarının muhtelif beldelerinde cami-kilise ve havrayı yan yana yaşatabilen yeryüzünün yegane ve en alicenap milletidir. Bütün bunlara rağmen, Türk''e karşı bu kin ve garez neyin nesidir? Bu hal, tamamen Türkler''in Müslüman oluşundan ve karşımızdakilerin dini taassuplarından kaynaklanmaktadır. Şu Avrupa''nın küstahça yaklaşımına bakınız ki; 30 bin masum insan kanı dökmüş ve el-an dökmeye devam eden, dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı cinayet şebekesine terör örgütü gözüyle bakmıyor da, sözüm ona insan haklarından dem vuruyor. Daha doğrusu Kürt haklarından dem vuruyorlar! Bir balina için dünyayı seferber eden ve insan, hayvan, tabiat hakları şampiyonu kesilen Avrupalı; söz konusu Türk ve masumTürk kanı olduğunda hemen, kör, sağır, dilsiz ve hissiz oluveriyor! İmparatorluğumuzun çöküş ve cumhuriyetimizin kuruluş sürecini yaşamış Rauf Orbay diyor ki: "Biz, haklı olduğumuz davalarımızı, istediğimiz kadar Avrupalı milletlere anlatalım. Bizleri, bizim davalarımızı asla anlamayacaklardır. Çünkü, Avrupalı''nın, Türk''ü anlamak istememek gibi bir hastalığı vardır!" Avrupalı da ezel-ebed bir Türk korkusu, bir Türk ürpertisi vardır. Bu korku, iyi tahlil edildiğinde görülecektir ki, Türkler''in adalet ve hoşgörüleri, mıknatıs gibi insanları cezbediyor. Dolayısıyla Avrupalı kendi insanını kaybetmekten korkuyor. Bu hal, dün de böyleydi bugün de... Yugoslavya''nın parçalanmasından sonra, kurulan Bosna-Hersek devletinde yapılan seçimlerde Hıristiyanlar bile, Türk (Müslüman) özlemiyle İzzetbegoviç''in partisine oy vererek iktidara getirmişlerdir. 1913 yılında, Balkanlar''dan sökülüp atılan Mehmetçik''in 1999 yılındaki karşılanışını, televizyonlarda görmüşsünüzdür. 500 seneyi aşkın bir zaman diliminde Balkanlar, Türk egemenliğinde idi. Bulgar Bulgar olarak, Hırvat Hırvat olarak, Sırp Sırp olarak, Arnavut Arnavut olarak.. vb kaldı. Avrupalılar da 16. asırda İspanya''yı (Endülüs Emevi Devleti) egemenlikleri altına aldılar. Kendilerine bilimi ve insanlığı tanıtan bir İslam Medeniyetini yakıp yıktılar. Bütün bir ahaliyi kılıçtan geçirdiler, ateşlerde yaktılar. İslamiyetin ve Müslümanlar''ın kökünü kazıdılar. Kendilerinden olmayan Yahudiler''i bile topluca yakmaya başlamışlardı ki, Osmanlı Sultanı II. Bayezid, onlara sahip çıktı ve gemi göndererek getirtti ve Selanik başta olmak üzere muhtelif yerlerde iskan ettirdi. İşte Balkanlar ve işte İspanya!.. Birisi Türkler''in idaresinde kaldı, diğeri Avrupalılar''ın... Birisinde her millet, günümüze değin, kendi kültürü ile yaşayagelmiş, diğerinde kökleri kazınıp izleri silinmiş.
Bundan dolayıdır ki, Türk askerini, Kosovalı Arnavut coşkuyla karşılıyor ve bağrına basıyor. Avrupalı, Türk''t#ki bu tılsımı çok iyi bildiği için, en iyi savunma hücumdur anlayışıyla, devamlı surette Türk''e diş biliyor, Türk''ü karalıyor... Rahat bıraksa, kendinden, kendi insanından korkuyor!

