1914 yılında, Avusturya Prensi Arşidük François Ferdinand, Saraybosna''da bir Sırplı tarafından vurularak öldürülünce, kıyamet koptu.
Dünya, 20. Asrın başlarında bir Cihan Savaşı''na sahne oldu. Savaş, biz Türkleri, Cihan İmparatorluğumuzdan etti. Alem, nizamını kaybetti ve o güne kadar, insanoğlunun kazandığı bütün değerler alt üst oldu! Savaşın bitiminde, galip güçler, başta Osmanlı İmparatorluğu toprakları olmak üzere, dünyayı bölüşüp paylaştılar. Ancak, bu paylaşım, öylesine zalimane olmuştu ki; 20 sene dayanabildi; 20 senenin sonunda dünya, yeniden bir Cihan Savaşına sahne oldu. Ve geride bırakmakta olduğumuz 20. yüzyıl, "en kanlı" olma özelliği ile, beşer hayatındaki yüz karası yerini aldı. Aradan, bir asra yakın süre geçmesine rağmen dünya, hâlâ düzenini kurup koruyabilmiş değildir. Saraybosna''da toplanan Güneydoğu Avrupa (Balkanlar) İstikrar Paktı zirvesi de Yeni Dünya Düzeni ile ilgili bir arayıştan başkası değildi. Toplantıya 17 devlet başkanı, 15 başbakan, 40 dışişleri bakanının yanı sıra, birçok ülkeden resmi heyet katıldı. Başını AB (Özellikle Almanya) ve ABD''nin çektiği, Yeni Dünya Düzeni ile bütün toplantılar gibi, Balkan Zirvesi de, kaybedilen insanca yaşamayı arıyordu. Zirve, bölgenin geleceği açısından üç önemli hususu benimsedi: Güvenlik, demokrasi ve insan hakları, ekonomik alanda yeniden yapılanma... Türkiye, zirveye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığındaki heyetle ağırlığını koymuştur. Zirve''de konuşan Cumhurbaşkanı, savaş kazanılmıştır, sıra barışın kazanılmasındadır. Demirel ayrıca, Türkiye''nin bölgeye atfettiği önemi vurguladı ve; bölge istikrarının herkesin sorumluluk alanına girdiğine işaret etti. Kosova''nın yeniden yapılanmasının bölge güvenliği açısından kesinlikle ilk adım olması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı, Kosova ile ilgili anlaşmaların hayata geçirilmesi açısından Arnavutluk ile Makedonya''ya da destek yardımlarının sürdürülmesini istedi. Miloşeviç başta kaldığı ve Sırbistan''ın, ırkçı politikalar güttüğü müddetçe, eski Yugoslavya bölgelerinde ve Balkanlar''da huzur ve istikrarın sağlanıp devam ettirilmesi pek mümkün görülmüyor. Zira, Türkiye''nin ısrarına rağmen, sonuç metnine Kosova ismi Rusya''nın karşı tutumu sebebiyle koydurulamadı. Sadece Kosova''da 1.5 milyon mülteci hâlâ dışarıda; yakılıp yıkılan ve viraneye dönen yurtlarına dönemiyor. On binlerce ev oturulamayacak durumda ve önümüz kış! Toplantıya katılan ülkeler, yardım vaatleriyle yetindiler. Müşahhas olarak yalnızca ABD, 500 bin dolar yardımda bulundu. Dayton anlaşmasıyla barışın sağlandığı Bosna''ya bakıldığında, orada olduğu gibi Kosova''da da istikrarın sağlanabilmesi için daha uzun yıllara ihtiyaç var. Balkan Paktı''nda güvenliği NATO''nun yanı sıra AB''nin üstlendiği gözleniyor. Daha açık ifadesi ile Balkan bölgesinin askeri kontrolünü ABD ve AB ülkeleri müştereken üstlenmek istemektedir. NATO üyesi olan Türkiye''nin de bu güvenlikte aktif rol oynayacağı bellidir. Ancak, Balkan Paktı''nın fikir babası Almanya''dır. Ve Almanya Cumhurbaşkanı, Pakt''ın başkanlığını üstlenmiştir. NATO ve AB üyesi olan Almanya bu aktivitesi ile ABD''nin önüne geçmek istemiştir! Görünürde geçmiştir de... Almanya''nın mı, ABD''nin mi bölgedeki nüfuz üstünlüğünü zaman gösterecektir. Ancak, fiili durumla bölgeye müdahale kararı veren, NATO''ya müdahale ettiren ve bölgeye yerleşen ABD, nüfuzunu kimseyle paylaşmak niyetinde gözükmemektedir.

