Deprem ülkemizi can evinden vurdu. Özel ve devlet sektörümüzle, ağır sanayiimizi, Marmara Bölgesinde (İzmit Körfezi etrafı) kurduk. Sadece bu halimiz bile bilimsellikten ne kadar uzak olduğumuzu göstermeye yeterdir.
Bilindiği gibi bu bölgemiz fay hattı üzerindedir; dolayısıyla deprem kuşağında bulunmaktadır.
Adapazarı''nın zemini sudur. Orada, inşaatların temelinde kullanılan kazık sistemi bile para etmemektedir.
1967 depremiyle yerle bir olan Adapazarı''nda, hiçbir şeyden ibret almayarak giriştiğimiz çok katlı imar faaliyetinde, başta devlet erkanı olmak üzere, yerel yöneticilerin (özellikle belediyelerin), müteahhitlerin ve o yapıların projelerinde, statik hesaplarında imzaları bulunan mühendislerin vebali, affedilir cinsten değildir.
Bir kere Adapazarı gibi zemini çürük (su ve balçık) bir yöreyi imara açmak ve üstelik bu imarı çok katlı olarak düzenlemek tek kelime ile cinayettir.
Hem de onbinlerle ifade edilen cinayetler zinciri!..
Üniversiteler kurup mühendisler yetiştiriyoruz. Bunlardan bir kısmı özel sektörde (üretimde) rol alıyor; diğer bir kısmı da kamuda (hem üretimde hem de kontrol edici olarak) görev yapıyor.
Jeoloji mühendisleri yerin durumunu inceleyerek (zemin etütleri yaparak) rapor düzenliyor. İnşaat mühendisleri, yapılacak inşaatların projelerini hesaplandırıyor.
Gidiniz; belediyelerde, yığınla proje görürsünüz. Hepsi de tasdikten geçmiş. Her birinin altında sürüsüyle teknik adam, yani mühendislerin imzası var...
Teknik üniversite ve Mimar-mühendis odaları yetkilileri açıklıyor: (İnşaatların, zemin etüdü konusunda yapılan müracaatların yekûnu yüzde 2''yi geçmiyor.)
Bu, şu demektir: Yapılan binaların yüzde 98''inin zemini meçhûl... Rastgele binalar dikiliyor!
Ayrıca ortada bir devlet mekanizması var. Adı bürokrasi olan bu sistem; yerleşim yerlerini, şehirlerin mücavir alanları içi (Belediyeler) ve dışı köyler olarak denetler. Belediyelerdeki imar müdürlükleri ve illerde bulunup, belde ve köyleri denetleyen İmar Müdürlükleri teknik heyetleri hep bu kontrol işiyle görevlidir. Yani bunun için maaş alırlar. O maaşları kendilerine ve çoluk çocuklarına yedirirler.
Bir kısım müteahhitler hırsız olabilir (ki öyledir) peki; bunların inşaatlarının proje hesaplarını yapan mühendislere ve onları inşaat esnasında kontrol eden resmî teknik adamlara ne demeli?
Onlar, inşaatın projeye uygunluğunu, yapım esnasında kontrolle görevliler. Ben size bütün bunların özetini söyleyeyim. Kontrollük, yani teknik adam imzası demek rüşvet demektir!
Darayı basınca, imarsız yer imar alır, 3 kata imarlı yer 5, hatta 6 kata çıkar, evsafa uygun demir ve beton kullanılmaz..
Sonuç, tabii ki facia... Bu faciayı beklememek aptallık olur!
Devletin yeniden yapılandırılması demek, eğitim demektir. Üniversiteleri ile, bürokrasisi ile, girişimci halkı ile, ustası, kalfası ile topyekûn eğitim...
Bu kafa ile daha çok enkaz kaldırırız; tabii bizler de enkaz altında kalmazsak!
Bu kafa ile buraya kadar zira!

