Sokaktaki hamaldan en üst bürokrata kadar, herkesin ağızına pelesenk ettiği bir cümledir bu. Ve el-hak doğrudur.
Yeter ki, adamını bul! Cümlemize hakim olan kanaate bakın ki; Türkiye''de olmayacak iş yoktur! Devlet, olmaması gereken işlerin içinde olunca, işlerin cılkı çıktığının resmidir. Tabii, balık baştan kokuyor ve elektrik seyyaliyeti (akışkanlığı) ile kuyruğu boyluyor. Mühendislik fakültesini bitirmişsiniz. Branşınızla ilgili mastırınız hatta doktoranız bile var. Bir yolunu bulup devlete kapağı attınız. İstanbul gibi bir şehre 200 milyon TL maaşla tayin ediliyorsunuz. Genç ve idealistsiniz. Evlisiniz ve ilköğretime giden bir de çocuğunuz var. Çalışacağınız daireyi buldunuz; oraya yakın bir semtte kiralık ev arıyorsunuz. 200 milyondan aşağı kiralık yer yok; 6 aylık da peşin isteniyor, üstelik 1000 mark depozito da cabası... Ne yapacak benim memurum işini bilmekten gayri? Bunu Özal söylediği zaman kızılca kıyamet kopmuştu. Hâlâ daha da bu lafı diline dolayıp Özal''ı eleştirenler var. Bakınız, adına sistem denen şey, bizde nasıl işliyor? Türkiye''de doktor olabilmenin kuralları var. Hele mütehassıs hekim olabilmek için en az on senelik bir tıbbiye tahsili gerekiyor. Ancak bundan sonra bir insanın sağlığı size emanet edilebiliyor. Ya, şu gökdelenlerde oturan binlerce kişinin hayatı kime emanet; hiç düşündünüz mü? Bu devasa inşaatları yapan müteahhitler kimlerdir? Acaba, bunlarda tahsil, herhangi bir diploma veya okur-yazarlık aranır mı? Öyle ama; devlet müteahhitlik karnesi almanın şartları var! Her önüne gelen devletten iş alamaz! Trilyonlara imza atıyor bu adamlar; kolay mı? Hem de çok kolay!.. Nasıl mı? İşte tek bir misal: İhale alan herhangi bir müteahhitle noterde bir mukavele yapılıyor. Taşeronluk mukavelesi. Zaten devlet müteahhitlerinin çoğu işi alıp, taşerona devrediyor. Kendisi aldığı komisyonla köşe oluyor. Türkiye''de müteahhitlik, parasız para kazanma sanatının adıdır. İş bitince, o taşerona iş bitirme belgesi veriliyor. O belge ile Bayındırlık Bakanlığı''na müteahhitlik için başvuruyor. Bir hafta, on gün içinde, bitirdiği işin maddi çapına göre, müteahhitlik karnesi geliyor. Asla, bu kişiye tahsil veya okur-yazarlık sorulmuyor. Artık rahatlıkla gökdelen ihalesine girip alabiliyor. Ve orada iskan edecek binlerce kişinin hayatı bu kişinin koyu cehaletine ve hırsına terkedilebiliyor. İsterse bu kişi, bir şirket kurup, herhangi bir müteahhidin karnesini kiralayarak ihale alabilir. Ve yine işin sonunda, elde edeceği iş bitirme belgesiyle müracaat ettiği takdirde, kiralamış olduğu karneden daha büyük bir karnenin sahibi müteahhit olabiliyor. Görevde iken kontrolörlük yaptıklarından, bürokratların elinde trilyonluk karneler kiralanmak için müşteri bekliyor zaten. Emekli olduklarında, yapacakları ilk iş, ellerindeki bu karneleri kiraya vermek ve senede 9-10 milyara para dememek!.. Peki çare nedir?
Lime lime olmuş, çürüyüp kokuşmuş bu yorgandan bitleri ayıklamak değil elbet. Evvelemirde bu yorgan yakılacak. Yeniden bir yapılanma ile devlet bu işlerden çekilecek. Devletin olduğu paralı işlerde ahbap-çavuş ilişkisi zorunludur. Siz yapmazsanız yapanı bulurlar. Zaten işler, tepeden tırnağa şebeke usulü gidiyor. Türkiye''de iş yapabilmek ve köşe dönebilmek için paylaşmasını bileceksiniz. Evet çare; sistem ve eğitim... Eğitimsiz sistem veya sistemsiz eğitimle de olmaz. Rusya''da sistem yoktu ama, mükemmel eğitim vardı. İki-üç üniversite bitiren kızlarını, sistemsizlik yüzünden fahişelik yapmak üzere tüm dünya ülkelerine çil yavrusu gibi dağıtıyor. Şimdi, benim yeni doktora yapmış yüksek mühendisim, devlet ihalesini yüzde 15''le alıp, yüzde 35-40''la taşerona devreden ve işi üslenen, müteahhit adayının inşaatına kontrol görevlisi olarak gidiyor. Veya istihkaklarını hazırlayıp imzalıyor. En sonunda da kati kabulünü yapıp imzalıyor. Bütün bu işler, iş bitirme usulü ile yerine getiriliyor. Yani, mühendisin istihkakı daim olarak taşeron yahut müteahhitlerin indinde mahfuz!.. Çarka girmediği an, soluğu Sürgün yerinde alır... Hangi bakan, hangi parti gelmişse bu, böyle devam etmiş. Ee, burası Türkiye...

