Kaydet
a- | +A

20. yüzyıl, Türk''ün bahtının karardığı meş''um (uğursuz) asırdır. Tamı tamına 500 sene, dünya sahnesi, alaturka (Türk''e özgü değerler) ile şekillenirken, 200 senedir Türk Yurdu dahil bütün bir dünya alafranganın hakimiyetine girmiştir.

Bütün bir insanlık, artık; bundan böyle kurtuluş reçetesini, güneşin battığı diyardan (Batı) bekler oldu!

Bu hal, kimilerine göre, geceleyin mezarlıkta şarkı söylemek gibi korkuyu yenebilmenin psikolojisi...

Doğu''nun değerlerine ne oldu? Onca medeniyet nerede kaldı?

Bir varmış, bir yokmuş mu diyeceğiz?

Galile''yi, dünya dönüyor dedi diye astılar. Asan, büyük ekseriyeti ile insanlıktı. Dizi dizi insanın karşısında bir tek kişi ne yapabilirdi ki? Yapamadı ve öldü!

O, ölünce, dünya durdu mu? Yoksa, daha mı hızlı döndü?

Bugün bütün bir insanlık, dünya dönüyor diyor; ne haber! Astıkları adamın darağacının altında, kümelenip ağlamak neyin ifadesi o halde?

Dünyanın dönüşünü durdurup (zamanı dondurup) Galile''nin yargılandığı güne gidemeyeceğimize göre, gerçeği (realite) olduğu gibi kabul edeceğiz. Üstelik o realite, burnumuza değiyor; onu nasıl görmezlikten gelebiliriz?

Yani, kaybettiğimiz değirmenimizin gürültüsünü aramanın manası var mı?

Batan güneş, geri gelmeyeceğine göre, karanlıkta yaşayabilmenin çarelerini üretmeliyiz! Zifiri karanlıkta görebilmenin metodlarını geliştirmeliyiz!

Ha; bu ne kadar mümkün olur demeyin! Ne kadar olabilirse tabii... Zira, bir şeyin bütünü ele geçirilemiyorsa, o şey, bütünüyle de terkedilmemelidir.

Önümüzdeki hafta, İstanbul''da toplanacak AGİT zirvesi, büyük bir fırsat...

21. yüzyıl''da dünya, İstanbul Şartlarını konuşacak. Bilindiği gibi bu şartların (kararların) hukuki bir bağlayıcılığı yok ama; siyasi yönden öylesine etkin ki, hukukun bile üstünde!

Asrın başlarında, Cihan Devleti''mizden olmuş, şekillenen dünyada Türk belirleyici olmamıştı.

ABD Başkanı Bill Clinton, İstanbul''a gelmeden önce, ülkesinden şu mesajı veriyor: "Türkiye''ye gittiğim zaman, 20. yüzyılın tarihinin büyük bir bölümünün, iyi veya kötü şekilde Osmanlı İmparatorluğu''nun Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında yıkılmasıyla ve bunun ardından Avrupalı güçlerin verdikleri kararlarla belirlendiğini anlatacağım.

İnanıyorum ki, gelecek yüzyıl da, Türkiye''nin bugünkü ve gelecekteki kendi geleceğini ve rolünü belirleyeceği yol ile önemli ölçüde şekillenecek.

Çünkü Türkiye; Avrupa, Orta-Doğu ve Orta Asya''nın kesiştiği noktada bulunuyor.

Eğer Türkiye; istikrarlı, demokratik ve laik, Müslüman bir millet olarak, Avrupa''da tam yerini alabilirse, gelecek daha iyi olacak..."

Clinton, konuşmasının bundan sonraki bölümünde; Türkiye''nin öncelikle yapması gerekenleri vurguluyor:

"...Türkiye''nin bu şekilde Avrupa''da yerini alması, ancak Yunanistan ile sorunlarının ki buna özellikle Kıbrıs dahil, çözümünde ilerleme sağlanırsa, Türkiye insan haklarına saygıyı güçlendirmeye devam ederse ve Avrupalı müttefikler gerçek bir vizyona sahiplerse gerçekleşecektir."

Bütün bunlardan anlaşılan o ki, 21. yüzyıl''ı İstanbul Şartları belirleyecek ancak bu belirleyişte Türk''ün tesir ve

rolü, mekandan öte (İstanbul) bir mana ifade etmiyor.

Türkiye''nin belirleyeceği yol, yalnızca kendi yönü!..

Geçen yüzyılda, yıkılan Cihan Devleti''mizin külleri üzerinde dünyayı parselleyip belirleyici olanlar; bu yüzyıl başında da Türkiye''yi mesken tutarak belirleyici oluyorlar. Neden?

Çünkü, Türkiye jeo-politik ve jeo-stratejik olarak kavşak noktasında da ondan...

Eskiden, bütün yolların Roma''ya çıkışı gibi; bugün de bütün yollar, ister istemez Türkiye''ye çıkıyor!

Belirleyici faktör ekonomi yani petrol, Orta Asya, Türk Cumhuriyetleri''nde ve onun da yolu Türkiye''den geçiyor!

Elbette, karakaşımız kara gözümüz için gelmiyorlar ama; ah, bunu bir de biz bilebilsek!

Bizimkiler bir bilebilse!..

Sadece, coğrafyamızın kıymeti bile belirleyici olmamıza yetecektir; ama...