Kaydet
a- | +A

Hükümetin açıkladığı enflasyon (hayat pahalılığı) oranı yüzde 65. Milletin yaşadığı ise, sadece petrol kaleminde yüzde 130''lara varan bir pahalılık.

Resmi rakamlar, ne şekilde açıklanırsa açıklansın, millet çektiği sıkıntıyı biliyor. Ve açıklanan rakamlara gülüp geçiyor.

Ayrıca, hükümet kurulduğu günden beri, memuru (sabit gelirliyi) enflasyona ezdirmeyeceğini ısrarla vurguluyordu.

2000 yılı için, memura zam miktarını yüzde 25 olarak açıklayan hükümet, her kesimden yoğun tepki gördü. Görmeye de devam edecektir. Kendi açıklamış olduğu enflasyon oranının yarısını bile vermeden; sabit gelirliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz sözü ne derece inandırıcıdır?

Bu adaletsizlik karşısında, bizzat iktidar milletvekilleri dahi feveran ederek; "Bari, IMF gelsin bütçemizi yapsın" demekten kendilerini alamamışlardır.

Bugün gelinen noktada, Türkiye''nin yanlışı, Türkiye gibi büyük bir ülkeyi, tek merkezden (Ankara''dan) idare etmeye çalışmaktır. Merkeziyetçi idare devasa boyutlara ulaşan mesleklerin altında ezilmiştir.

Bir an önce yerinden yönetime geçmek zorundayız. Türkiye, meseleleri ile büyümüş, 80 değilse bile 50''ye yakın vilayeti birer Ankara olmuştur.

Milletvekillerinin toplumdan kopukluğuna bakın ki, bütün partilerin ittifak ettiği, çok elzem Mahalli idareler kanunu Meclis''te beklerken, onlar, toplumun hiçbir kesiminin istemediği Af kanunu ile meşguller.

Bakanlar Kurulu, depremden tamı tamına iki ay sonra, depremzedeler için bir dizi karar aldı.

Evleri oturulamayacak durumda olan (yıkılmış veya ağır hasarlı) ve müracaat etmiş bulunan 80 bin aileden yalnızca 7 binine kira yardımına başlanabilmiş.

Sıradan ülkeler için bütün bu tesbit ve kararlar için bir hafta kafi gelirken; bizim merkezi ve hantal idaremiz yüzünden aylar sürüyor ve bu uzun süre zarfında dahi alınan kararlar tatbik mevkiine konamıyor.

Gazeteciler, Başbakan''ı sıkıştırıyor. Tabii herkesin merak ettiği bir soruyu soruyorlar. Alınan bütün bu kararlar sonucunda depremzedelere ödenen ve ödenecek yardımın toplam miktarı nedir? Ayrıca dışardan gelen ve içerden yapılan yardımların toplam miktarı ne kadardır?

Başbakan, soruyu duymazlıktan geliyor ve; "Türkiye bu büyük felaketin altından kalkacak güçtedir" diyerek geçiştirmeye çalışıyor.

İnsan, ister istemez merak ediyor. Acaba, deprem yardımı için gelen yardımlar, başka fonlara mı aktarılıyor?

Aynı şekilde, Adapazarı, Gölcük ve Yalova''nın afet bölgesi ilan edilip edilmediğini de kimse bilmiyor! Bölgeye gelen yetkililere sorulduğunda evet diyorlar, burası afet bölgesidir. Ankara''ya gittiklerinde ise hayır diyorlar! Resmen afet bölgesi ilan edilirse, idarenin mükellefiyetleri olacağından işi "Havet"le geçiştiriyorlar. Yani hem evet, hem hayır!

Sonuç itibariyle, depremzedeler ve o bölgede görev yapan memurlar, merkezi idarenin gönlünden kopan "ulufe" ile yetinmek zorundalar.

Yerinden yönetimimiz olsaydı, muhatabını bulur hesabı sorulabilirdi. Merkezi yönetimle, mektubun adresi belli olmadığından millet, şikayetçi olacağı mercii bile bilemiyor.