Kaydet
a- | +A

Yaşadığımız, son büyük deprem felaketi ders olur sandık; yanılmışız. Ölüm korkusuyla birkaç gün sokaklarda yattık, televizyon ekranlarından bol bol ahkâmlar dinledik.

Geçip gitti; bütün olanlar sanki yalnızca o günlere mahsustu ve geçmişte kaldı. Depremzedelerin ve çadırkentlerin yürek paralayıcı halleri ekranlara yansımasa, olayı tümüyle unutacağız!

Ateş, düştüğü yeri yakıyor. Toplumumuzun hafıza kaybı ise bedahet ölçüsü ile ortada.

Adapazarı şehrinin enkazından çıkanlar, yaşadıklarına sevinemiyorlar. Mitingler düzenleyip, Adapazarı''nın kalkınmada öncelikli yöreler arasına alınmasını, şehrin yeniden kurulabilmesi için Afet bölgesine özel yasa istiyorlar. Yani teşvik ve muafiyet istiyorlar.

Elin oğlu ta İsrail''den gelip, geçici konutlarını, eksiksiz hizmete açtı. Bizimkiler, depremzedenin eline bir anahtar tutuşturuyor, bunu da alay-ı vâlâ ile yapıp cümle âleme ilan ediyorlar.

Depremzede, çoluk-çocuk perişan bir halde çadırından çıkarılıp geçici konutuna gönderiliyor. Yeni yerleşim yerine geldiklerinde, inşaatların bir aydan önce tamamlanamayacağını görüyorlar. Çadırlara dönmek istiyorlar, müsaade edilmiyor; size geçici konut verdik, çadırda kalamazsınız diyorlar!

Bayındırlık Bakanlığı, Belediyelerden imar yetkisini aldı. İki ay sonra tekrar iade etti. Niçin aldı? Ne yaptı? Ne değişti de verdi? niçin verdi? Anlayabilene aşkolsun!

Aynı Bakanlık, geçici konutları 30 Kasım''a kadar depremzedelere teslim sözü vermiştik ama; bu sözümüzde duramayacağımız anlaşılmıştır diyor. Aynı sözü vaat olarak millete veren Cumhurbaşkanına bu durum hatırlatılınca; bana öyle söylemişlerdi demekle yetiniyor!

Bu büyük deprem olayı birşeyi gözler önüne serdi. O da devletin hantallığı ve bu hantallık neticesinde müesseselerin çürümüşlüğü.

Vatandaş, bu depremle şunu gördü ki, çürümüş olan sadece Kızılay''ın çadırları değil; topyekun bir sistem ve onu algılayan mantalite (idrak) sefaleti ile karşı karşıyayız.

Mevzuat hazretleri herşeyi devlete endekslemiş, vatandaş, bu filmde sadece figüran...

Netice itibariyle işler, öylesine karmaşık hale geldi ki, herşeyi ben yaparım diyen devlet, herşeyin altında kaldı.

Vatandaş, artık nereye niçin başvuracağını da bilmiyor!

Herkes kitaptan işine gelen kısmı okuyor ve kanun dairesi budur diyor!

Büyük deprem İstanbul''u da etkiledi. Bine yakın vatandaşımızı kaybettik. Avcılar, hayalet şehre dönüştü.

İstanbul''da da binlerce ev hasarlı ve oturulamayacak durumda.

Belediyelerden ayrı Bayındırlık il müdürlüğünden ayrı olmak üzere çeşitli heyetler gelip, tespit yaptılar. Yazdılar, çizdiler, tutanaklar tuttular. Yapıları sınıflandırdılar: Hasarsız, az hasarlı, orta hasarlı, çok hasarlı diye... Ve ardından sırra kadem bastılar.

Koskoca Avcılar ilçesi, Bayındırlık Bakanlığı''nın hazırlamış olduğu, depremden zarar gören bölgeler listesinde yok!

İstanbullu depremzedeler unutuldu. Vatandaş, milyarları denkleştirip ağır hasarlı evini yıkacak veya az hasarlı ise onaracak.

Yayın Koordinatörümüz Ünal Sakman Bey''in Yeşilköy Orhangazi sokağındaki evi, çok şükür az hasarlı. İçinde oturuyorlar. Ama, hemen yanı başındaki apartman ağır hasarlı ve yıkıldı yıkılacak gibi. Şiddetli bir artçıda Ünal Beyler''in evinin üzerine çökecek. Gidip gördük. Fotoğraflayıp gazeteye haber yaptık. Bizzat Ünal Sakman Bey 1.5 aydır, İstanbul''da başvurmadığı merci bırakmadı. Belediye, Bayındırlık, Vilayet...

Netice sıfır, muhatap yok, herkes topu başkasına atıyor.

Bürokrasinin bu kadar yozlaştığı bir ortamda, evini, dükkanını, veya yakınlarını kaybetmiş; bu soğukta çadırda titreyen Türk vatandaşı gerçekten sabırlı!

Bu yüzkarası hal, Batı''da olsa yöneticiler sokağa çıkamaz; bizde maşallah, hem de depremzedelerin arasına girip bol bol nutuk atabiliyorlar üstelik alkışlanıyorlar da!

Dedik ya dünyada emsalimiz yok diye...