Kim ne derse desin, Türk toplumu olarak akıldan ziyade hislerimizle hareket etmeyi yeğleriz. Bize pek pahalıya mal olan bu hal, aklımızı başımıza getirir ancak; iş, işten geçmiştir. AB yolunda; hangi maksatla olduğunu, henüz bilemediğimiz halde yakılan yeşil ışık karşısında, neredeyse çılgına döndük! Düğün-bayram ediyoruz. Kırk yıllık Yani''leri bir anda Kâni''lere çevirtip Yunan''la dost oluverdik. Gerçekte kazın ayağı öyle mi? Bir kısım entelektüelimiz; AB''nin tam üyesi olduğumuz andan itibaren, Yunan''la olan ihtilaflarımızın kıymet-i harbiyesi olmayacağı görüşünde!.. Bunlara göre; dünyada zaten küreselleşme sözkonusu.. AB''de ise, zamanla sınırların pek ehemmiyeti olmayacak.. Ege''deki birkaç taş parçası, bizim olsa ne olur, Yunanistan''ın olsa ne? Birlik içinde müşterek menfaatlerimiz olacağından, hemen her hususta ortak hareket etmek mecburiyetimiz var. Ortakların birbirine dalaşması kadar anlamsız birşey olabilir mi? Türk-Yunan düşmanlığından kaybeden, evvel emirde bu iki ülke halkları olmuştur. Dolayısıyla bu düşmanlığın her iki tarafa da en ufak bir faydası yoktur. Bu, yaldızlı ve biraz da hayal kokan sözlerin karşısında olanlar ise; Türkiye ile Yunanistan''ın şimdiye kadar NATO müttefiki olduğunu; yani aynı insanî amaçlar doğrultusunda beraberce savaşmayı (ölmeyi) göze alan bu iki devlet birbirine karşı hiçbir zaman dostça yanaşmamıştır. NATO içindeki birliktelikten ne gördük ki, AB içinde görebileceklerimizi hayal edelim? O Yunanistan ki, Avrupalı diğer dost (!) ve müttefiklerimizle (!) beraber, bölücü örgüte kucak açmış, Türkiye''nin parçalanması için elinden geleni ardına koymamıştır. Niyetleri ve eylemleri böyle olan bir ülkeyi ve ülkeleri, ne hizaya getirdi ki, bizimkiler bir gecede yelkenleri suya indiriyorlar? Yunanistan''la kaç kez müzakereye oturduk; bir arpa boyu yol alamadık. AB''nin önerdiği; aranızdaki ihtilafları 2004 senesine kadar çözün, öyle gelin aksi halde uluslararası mahkemeye gidersiniz ve oranın vereceği kararlara uyarsınız şartını imzaladık. Bunu imzaladık diye Yunanistan bayram yapıyor.. Niye dersiniz? Lahey Adalet Divanı''nı Türkiye olarak çok iyi tanıyoruz. Oradan çıkan kararların adil mi, siyasi mi olduğunu da çok iyi biliyoruz.
Uluslararası bu mahkemeden çok acı bir tecrübemiz var. Misak-i milli hudutları dahilinde olan Musul vilayetimizi biz, bu mahkeme sayesinde kaybettik. Üstelik Musul petrolleri; başımıza gelebilecek felaketi önceden sezen Padişah tarafından (Sultan II. Abdülhamit Han) memalik-i şahane''ye geçirilmişti. Yani özel mülkiyete dönüştürülmüştü. 70 sene önceki Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) Musul meselesini Lahey Adalet Divanı''na göndererek elimizden aldılar. Çıkartılan Şeyh Sait İsyanı da bunun kılıfı idi. Musul''u kaybetmekle ne mi oldu? Ne olmadı ki?.. Türkiye petrolsüz kaldı ve o gün bugün çırpınıp duruyoruz. Bu acı tecrübenin ışığında Türkiye, bu mahkemeye nasıl güvenebilir? "İbret alınabilse, tarih tekerrür etmeyecek" ama; görünen o ki; gaflet içindeyiz ve ibret alacağa benzemiyoruz. Dolayısıyla tarih yine tekerrür edecek ve o zaman da eyvahlar para etmeyecektir. İşte Yunanlı bunu bildiği için düğün-bayram ediyor. Ya, bizimkiler neden seviniyor, doğrusu bunu anlayabilmiş değiliz. AB''ye girmenin, Türk milleti adına sevinilecek çok yönleri var. Herşeyden önce, insanî muamele görecek ve insanî hürriyetlere kavuşacak. Bunlara sevinmemek aptallık olur. Türk milleti adına durum böyle iken, ya yöneticilerimiz? Onların hali, gerçekte yürekler acısı bir manzara arzeder. Şöyle ki, bütün bu hürriyetler yani insanî değerleri neden şimdiye kadar kendi insanınıza çok gördünüz? Bütün bunlar için AB''yi mi bekliyordunuz? Ya, bu birlik olmasaydı dayatmalarınıza hâlâ devam mı edecektiniz? Siz, bütün bunları, kendi milletinizin refahı için mi yapıyorsunuz; yoksa AB istedi diye mi? İşte onlar isteyip de yaparsanız, bedeline de katlanırsınız! Kendimiz becerebilseydik, onların ne demeye hakları olabilirdi ki? Eh, ne diyelim, kendi düşen ağlamaz!.

