Ortaklık zor iştir. Hele bu zoraki olursa! Vaktiyle Abbasiler, Emevi iktidarını alaşağı etmek için, Horasan''ı elinde bulunduran ve donanımlı ordulara sahip Ebu Müslim Horasani''den yardım istediler. Dirayetli bir kumandan olan Ebu Müslim, bu yardımı esirgemedi ve Doğu''daki Emevi saltanatına son verdi. Şark insanının halet-i ruhiyesi malum; ortaklıkları, başlangıçta şen şakrak ve çok idealist duygular içinde oluştururlar, kısa bir zaman sonra ise kanlı-bıçaklı olurlar... Çünkü, elde edilen imkanlar ve makamlar, çilesi çekilmeden sağlanmıştır. Başarılar, şöhret ve makamlar sahiplerine ağır gelir zira.. Şımarırlar; olmayacak işlere kalkışırlar..
İşlerin kötüye gittiğini gördüklerinde de, ortaklar birbirlerinden başlayarak gagalamaya girişirler. Sahip olunan imkanları taşıyamadıkları gibi, ortaklığı da taşıyamazlar.. Tıpkı bunun gibi, Ebu Müslim, kısa bir zaman sonra, Abbasi hanedanına yük olur. Abbasi Halifesi Mansur, çareler düşünmeye koyulur. Ordu ile Ebu Müslim''i alt etmesine imkan yoktur. Kendisini, bozulan devlet işleri hakkında istişare yapmak amacıyla Bağdat''a davet eder. Ebu Müslim, ister istemez bu meşru ve masum davete gitmek zorundadır! Birkaç yardımcısını yanına alarak yola koyulur. İçine kurt düşmesine rağmen, Horasan''dan yola çıkar. Yolda, kendisine sadık yaverine şu hikayeyi anlatır: ''Evet; Halife davet etti ve biz icabet ediyoruz. Başka şansımız da yok. Sakın, bizim halimiz şu hikayedeki gibi olmasın?!
Meslekleri imamlık, terzi, marangoz olan üç arkadaş uzun bir yolculuğa çıkarlar. Onlar yolda iken, o sene kış erken bastırır ve müthiş bir kar yağar. Yolcular, dağ başında bir köyde mahsur kalırlar. Köylüler, yolculara bir ev tahsis edip konuk edinirler. Onlar da çeresiz, havaların açmasını ve yolların açılmasını beklerler. Kötü hava şartları uzun sürer. Evde canları sıkılan yolculardan her birisi kendi mesleğini icra etmeye çalışır. Marangoz, ahşaptan mükemmel bir arslan heykeli yapar. Terzi de bu arslanı giydirir. İmam ise, arkadaşlarının bu maharetlerini görünce, hem onları kıskanır ve hem de onlardan daha üstün bir şey yapmak ister.
Geceleyin kalkıp iki rekat namaz kılar ve avuçlarını açıp yalvarır: Ya Rabbi! Beni arkadaşlarıma mahcup etme! Onlar, mesleklerini icra etti; ben ise, ilim öğrendim. Senden dileğim, yaptıkları bu arslan heykeline can vermendir! Bu şekilde ben de onlara karşı kendimi ispat edebileyim! Hikaye bu ya; imamın dileği kabul olur ve arslan heykeli canlanır. Canlanan heykelin ilk işi ise, imamdan başlayarak üç yoldaşı parçalamak olur...''
Dedik ya; ortaklık zor zenaattir.
Heykeli yapmayı, onu giydirmeyi ve hatta canlandırmayı akıl ettirir de; canlandıktan sonraki halini düşündürtmez! Ebu Müslim''in hikayesi bu kadar. Kendi hikayesine gelince; dediği gibi çıkar.. Bağdat''a gelince öldürülür.
O kadar eski olmasa da, bizde bu halin şarkısı bile var:
''Kendim ettim kendim buldum; eyvah! Eyvah!..''

