Millet olarak, her türlü baskıya, acıya, fukaralığa, hatta zorbalığa tahammül göstermekte, dünyada emsalimiz yok gibidir. Tabir caizse, kuzu gibi bir milletiz.
Haksızlıklar ve hatta zorbalıklar karşısında bile, ses çıkaramıyor, çıkış yapamıyoruz. Başa gelen çekilir deyip, teslimiyetçi bir hal sergiliyoruz. İster inanın, ister inanmayın ama, bizim milletimizin mayası budur. Bunun adına, ister meskenet (miskinlik, uyuşukluk) ister tevekkül deyin, halimiz bunu yansıtıyor.
Asırlar boyu, başa bağlı bir millet olarak yaşamışız. Başımız şahlanınca şahlanmış, durunca durmuşuz. İlk ve öncü hareketi hep, baştan beklemişiz.
Dışımızdaki dünyadaki gibi, hemen hiçbir şeyi, mücadelesini vererek kazanmamışız.
Vermişlerse almışız, verilenle yetinmişiz, verilmeyince de susup oturmuşuz.
Türk Toplumu incelendiğinde, içe kapalılığı göze çarpar. Reaksiyonunu dışa vurarak, yani eyleme dökerek göstermez.
Bundan dolayıdır ki, bu oturmamış ve yarım yamalak demokrasimizde istikrarı yakalayabilmek için, mutlaka karizmatik liderleri bulup, başımıza geçirmemiz gerekiyor.
Nedir, karizmatik liderdeki özellikler ve neye memurdur?
Lider, evvela işine ve milletine sevdalı olacak. Milleti adına kavgayı göze alabilecek. Suya sabuna dokunmayan, dolayısıyla temizlik yapamayan liderden, ne kendine ve ne de milletine bir fayda vardır. Lider, gözü kara olacak ve gerektiğinde risk almasını bilecek.
Yanlış anlaşılmasın, anlatmak istediğimiz, elbette ahmak ve maceraperest değildir.
Yine, lider olacak kişi, dünyayı, bölgesini ve kendi insanını çok iyi tanıyacak. Ve illa, devlet umuru görmüş olacak. Lider, sorumluluk alanını çağa ve çağın gereklerine taşıyacak.
Demokratik sistemimiz, Batı''daki gibi bütün kurum ve kuruluşları ile, henüz yerli yerine oturtulamadığından, bunların, kendiliklerinden ahenkli olarak işleyişini bekleyemeyiz! Zaten, yarım asırlık demokrasi tecrübemiz de hep beklemekle geçmiştir. Kurum ve kuruluşlarımız bir türlü rayına oturtulamamıştır.
Bu müddet esnasında, sıçrama ve kalkınmayı, ancak, karizmatik liderler sayesinde başarabilmişiz.
Bugün, geldiğimiz bu noktada, cumhurbaşkanının yetkilerini tartışıyoruz. Bu yetkileri, kimimiz az, kimimiz çok buluyoruz. Şu andaki sistemimiz, çoğulcu demokratik parlamenter sistem. Bu sitemde yetki ve sorumluluk başbakandadır.
1982 Anayasası ile cumhurbaşkanlığının yetkileri artırılarak sistem, karman çorman edilmiştir. Yetkili ve sorumsuz cumhurbaşkanlığı ihdas edilmiştir. Yarı Başkanlık sistemine geçişe, hazırlık gibi düşünülmüş adeta...
Başkanlık, ya da Yarı Başkanlık sistemine geçiş düşünülmediğine göre, hali hazır tablo, Parlamenter sistemin ruhuna aykırıdır.
Sorumlu olan başbakan, sorumsuz olan cumhurbaşkanının gölgesinde kalmaktadır. Diğer bir ifade ile sistem, iki başlı olmaktadır. Oysa her zaman, Sn. Süleyman Demirel ile Sn. Bülent Ecevit''i ve onlardaki uyum ve ahengi bulamayabiliriz.
Demokrasimizi ve onun kurum ve kurallarını hayata geçirebilmemiz, toplumun beklentilerini kuvveden fiile çıkarabilmek için, icranın başına yani, başbakanlık makamına mutlaka karizmatik lideri getirmeliyiz.
Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı için, 6 aydır sarfettiğimiz bunca gayret, gündem saptırmaktan öte bir mana ifade etmemektedir.

