Üstad''ı kaybedeli 16 sene oluyor. O''nsuz geçen bir koca 16 yıl... O, "...Üstad''a kalmışsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın!" diyordu.
Dönüp O''nsuz yıllara ve bugüne bakıyorum da; iyi ki Üstad vefat etti diyorum. Edebiyat ve sanat adına, bugünkü manzarayı görüp yaşamamak ne büyük saadet!.. 1983''ün 25 Mayıs''ında, tabuta koyup, Eyüb''ün sırtlarnda toprağa gömdüğümüz, bir faniden öte, topyekûn bir milletin çığlığı idi meğer!
O, "...Rabbim bir isim ver bana halimden, Herkesin bildiği dilden bir isim. Eski esvaplarım tutun elimden, Aynalar söyleyin bana ben kimim?" Diyordu, demesine de; aynalara bakmaya bile yüzü olmayan ve bir utanç tablosunu haykıran biz ve bugünün Türk Cemiyeti kimiz ve ne haldeyiz? "Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?" Evet; "Allah''ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! Kubur faresi hayat, meselesiz gerçeksiz; Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz. Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç; Serbest, verem ve sıtma; mahpus gümrükte ilaç. Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; Bahset tarih; balığın tırmandığı kavaktan, Bak, aslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde; Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?"
O, bu haykırışlarına muhatap bulup; dertleri, ıstırapları hatırlatabiliyor ve bunlarla ilgili suallerine muhatap bulabiliyordu.
Ya şimdi? Bu fikri sefalet içinde kim, kime, kimlere ne diyebilir? Zaman, ne kadar süratli kokuşuyor?
O gün için, Hz. Yusuf''u satın almak isteyen, ellerinde 3-5 yumak kendirle bekleyen yaşlı kadınlar vardı. Üstelik onlarla, onların bu halleriyle alay edilirdi. Ve denilirdi ki: -Siz mi; hem de bu halinizle ve kendir ipliği karşılığı olarak, Alemin en yakışıklı gencine sahip olacaksınız?
Meğer onlar ne talihli ne bahtiyar insanlarmış? Davaları, davalarına samimi inançları ve her ne şekilde olursa olsun bir umutları vardı. Bugün, bunların hangisinden bahsedebiliriz?
Evet, kaybedilen değirmenin gürültüsünü aramak iddiasında olan 3-5 serseriye rastlamıyor değiliz. Ama hepsi, işin dedikodusunda, meselesiz, çilesiz!..
Burada, muazzez dinimiz İslamiyet''in ne olduğunun anlaşılması bakımından bir hakikati açıklamak isterim. Bulutlar kadar saf ve müberra olan bu yüce dini, kendi kör nefislerine alet etmek isteyen ve sebep oldukları yığınla fitne ile binlerce insanı dinden imandan çıkaranlara ibret olsun isterim!
Üstad''ın derin hürmet beslediği Sevgili Tâhâ Üçışık anlattı: "Dedem (Ahmet Mekki Efendi), Galata köprüsünden geçerken bir hamalın şu sözüne muhatap oldu: -Hey sakallı! Kenara çekil! (Mekki Efendi, Kadıköy Müftüsü idi ve sünnet-i seniyyeye uygun olarak bir tutam sakalı vardı.) Akşamleyin eve geldiğinde bir de ne görelim! Sakalı, üç numara traş edilircesine kesilmiş.. -Halimle kimsenin küfrüne sebep olmak istemem!.. Dedi."
Şu inceliğe, şu nezakete ve merhamete bakın! Bir de, kendini İslami temsil kadrosunda tanıtan, çatık kaşlı, abus suratlıya!.. Cenab-ı Hakk''ın muazzez dinini, şahsi emellerine alet eden ve sözde alay etmek için, bin bir türlü hokkabazlık sergileyenlerle Allah''ın alay etmesi böyle olur!
Onlar, hem Dünya''da, hem de Ahiret''te rezil ve rüsvaydırlar. Şeytanın alaya aldığı maskara tiplerdir onlar. Bunlar kimlerdir diye sormayın ne olur! Bizi, bizden kopartıp ufkumuzu karartanlar... Üstad, onları "ham softa, kaba yobaz!" diye tarif ederdi.
Hırsızın hiç mi suçu yok, diyeceksiniz? Bu hal, malumu ilam olur ki, abesle iştigaldir.

