Asrın felaketine uğrayan ülkemizde, Hükümet''in ne kadar hazırlıksız olduğunu gördük.
Savaşı kaybeden komutan, yenilginin sebeplerinin 35 olduğunu söyleyerek sıralamaya başlıyor:
-Biir; barut yoktu!
Dinleyen heyet;
-Yeter!.. Başka sebepleri saymanıza gerek yok. Anlaşılmıştır.
Günlerdir konuşup, tartışıyoruz. Daha doğrusu, matemimizi dindirmek için öfke kusuyoruz. Oysa, en başında, devlet ve hükümet yetkililerimizin açıkladıkları üzere, iletişimimiz yoktu. Neyin ne olduğunu, vaktinde bilemedik ki; vaktinde organize olabilelim!
Şimdi, bakıyoruz da; sorumlular kendilerini aklamak için binbir dereden su getiriyorlar.
Hepsi laf-ı güzaf..
Kimisi, Ankara''dan yardım konvoylarını yola çıkardık ama; Arifiye Köprüsü yıkık olduğundan ve trafik izdihamından dolayı, afet bölgelerine vaktinde ulaşamadık diyor!
Diyor da; sirkatini söylüyor!..
Halbuki, haberleşmeden yoksun olan bu zevat, neyi, nasıl yapacağını bilmemenin şokundaydı. Bundan dolayıdır ki, alıp uygulamaya koydukları her karar akamete uğramıştır.
Yolların kapalı ve trafiğin keşmekeş olduğunu bilselerdi, helikopterleri devreye sokarlardı. Nitekim öyle yaptılar ama; ba''de harab-il-Basra!..
Yine, bir yetkili ki; 65 milyon onun ağzının içine bakıyor; bilim titri sahibi ve depremle alakalı kurumun başında..
Günlerdir televizyonlarda, iki hususun altını çiziyor. İkisi de olmayacak duaya amin demekten başka bir mana ifade etmiyor!
Bu muhterem bakın ne diyor:
"Böyle durumlarda, halkımız asla arabalarına binip yollara dökülmemeli! Ve ve de telefonlara sarılmamalı!..
Yahu! normal Bayram günlerinde, eşiyle, dostuyla bayramlaşmak isteyen bu insanlar, yoğunluktan telefon sistemlerini çökertiyor. Ya; böylesine büyük bir felakette, bu insanların yegâne başvuracakları alet, elbette telefon olacaktır. Bundan daha tabii ne olabilir?
Elektrikler kesilmiş, televizyonlar çalışmıyor. Ve üstelik, bahse konu insanlar felaketin şokunda...
Siz, kime neyi anlatıyorsunuz?
Siz ki, Hükümet''imiz gibi, daha depremin şiddetini ölçüp bildiremediniz! Hükümet de sizden cüret almış olmalı ki; daha ölülerimizi sayamadı!..
Yerle bir olan Adapazarımızın Vali''si, Kızılay çadırı istemem diyor! Binlerce çadıra ihtiyacı olan bir yöremizde, devletin valisi bunu söylüyorsa, bir bildiği var demektir!
20 milyon insanımızın etkilendiği ve herşeyi görüp değerlendirdiği bir olayda boşuna debelenmeyin.
Debelendikçe batıyorsunuz zira!
İletişimin olmadığı, dolayısıyla sağlıklı haberleşmenin yapılamadığı yerde, hakimiyet "fısıltı"nın elindedir!
Akla hayale gelmedik tezviratın bini bîparadır!
İzmit''te (Tüpraş yangını ile) alevler göğe yükselip halk, nefes almakta güçlük çekerken sen; otur oturduğun yerde diyebilir misin? Can kaygısına düşen milletin orayı terketmesinden daha tabii ne olabilir?
Zaten, idarecilerimiz telefon imkanına kavuştuktan sonra, yörenin boşaltılması talimatını verdiler.
Şehirlerde yer yer patlamalar olmakta, yangınlar çıkmaktaydı.
Bu arada "Fısıltı" hükmünü icra etmekten geri kalmadı. Büyükşehirlerde, (doğalgaz patlaması var) yaygarası ile zaten şokta olan halk, kurtuluşu kaçmakta aradı.
Gün, felaket tellallarının günü idi! Her türlü felaket haberi rahatlıkla müşteri buluyordu.
"Fısıltı"nın gücünün ne olduğunu bizzat yaşamış birisi olarak söylüyorum; galeyana gelmiş topluluklara laf anlatabilmenin imkanı yoktur!
Yarınki yazımda, bu hususta bizzat yaşadığım olayı anlatacağım.
Haberleşmenin kesildiği bir ortamda "fısıltı"nın gücünü görün, idrak edin, ondan sonra konuşun!

