Kaydet
a- | +A

(25 Haziran 1999 Cuma; Mevlid Kandili münasebetiyle) Bir hadis-i kudside; "Gizli (bilinmez) bir hazine idim, bilinmek murat ettim! Beni bilsinler diye mahlukatı yarattım... " buyurulur. Ve bilinme uğruna, yoktan var edilen, zerreden galaksilere değin bütün bir kâinat... Kainatın içinde, kainatın hülâsası insan... Bilginin ve bilmenin şahika noktasında yine insan. O insan ki, yaratılmışların en üstünü yani eşref-i mahlûk. Kelime olarak insan, Arapça''da (nesiye) kökünden geliyor yani, unutkan!.. İnsan, unutkanlıkla malûl, en üstüm de olsa mahlûk!.. Yaratılma hikmetinin "niçin"i bilinme de; "nasıl"ı ne acaba? Yani hangi sıfatla, nasıl bir bilinme? Bu inceler incesi sualin cevabı da, yine bir hadis-i kudside açıklanmış: "Ey! Habib-i ekremim Muhammed a.s.) Sen olmasaydın; sen olmasaydın Âlemleri yaratmazdım!.." Âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, sevgililer sevgilisi Muhammed aleyhisselam, Rabbanî ahlak üzere en güzel yaratılışla ve bir sevgi halesi olarak yer küresine indirilmiştir. Allahü teâlâ, onu öylesine güzel sıfatlarla bezeyerek yaratmıştır ki, hiçbir mahlûkuna vermediği ve ancak kendine mahsus kıldığı sıfatlarla vasfetmiştir: "Peygamber, mü''minlere kendi canlarından daha yakındır..." (Ahzab-6), "Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. (Onu çok üzer). O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir (Râuf), çok merhametlidir. (Rahîm)." (Tevbe-128) Allahü teâlâya giden ve O''nu bilmenin na-mütenahi (sonsuz) yolları arasında en kestirme olanı, Sevgi Peygamberi (a.s.)nin muhabbet yoludur ki, buna Muhammedîlik denir. (Seçilmiş, beğenilmiş, övülmüş...) Diğer mahlûkatın (insanlar dahil) bu yüce makama erişip, hakkıyle anlamaları mümkün olmadığından, Sevgi Peygamberini bizzat Cenab-ı Hak vasfedip, methediyor: "(Habibim) Gerçekten sen, yüce bir ahlak (yaratılış) üzeresin." (Kalem-4) Merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah, insanı dünya sahnesine gönderirken, imtihana tabi tutmuş. Her işinde hikmet bulunan Âlemlerin Rabbi, merhametinin nişanesi olarak, bu imtihanın sualleriyle birlikte cevaplarını da elçileri ve son olarak da Sevgi Peygamberi olan Muhammed (a.s.) vasıtası ile bildirmiştir: "Resûlüm de ki; eğer Allahü teâlâyı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Al-i İmran-31) Bize, kendi canlarımızdan daha yakın olan Peygamber''i sevmek, sevebilmek; elbette canımızdan daha çok sevmekle mümkündür. Bu da, tabii lafla olmaz, ona uymakla olur. Onun yaptığını yapmak, yapmadığını yapmamak, sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemekle olur!.. Muhammed Aleyhisselamı, onun ümmetinden en ziyade seven, Sıddık-ı ekber olan Hz. Ebu Bekir''dir (r.a.) kendi ifadesiyle, hayatının hiçbir anında, Peygamber Efendimiz gözünün önünden gitmemiştir! O''nun (s.a.v.) aşkıyla yanmış, kavrulmuştur. İşte, bu inceler incesi sualin cevabını da Hz. Ebu Bekir''in (r.a.) şu sözünde buluruz: "İdrakin (Allahü teâlâyı bilmenin) aczini idrak, idrakın ta kendisidir!" Üstad Necip Fazıl''ın nazmında "...Bildim seni ey Rab! Bilinmez meşhur!.." Sözü gibi... Beşerin kelamı, idraki ve eylemi Muhammed Aleyhisselam''la şahika noktasına varmıştır. O, duygu safveti, görüş derinliği, hüküm doğruluğu ve düzgün tabiat üzere ve övülerek seçilmiş olarak yaratılmıştır. Bütün bunlar, O''nun sözünde ve işinde apaçık meydandadır. Şimdi gelin, Cenab-ı Hakk''ın ebediyyen mağfiretine sığınarak, Sevgi Peygamberi''nin şefaatini diliyerek, asırların yeniliğini eskitememiş mübarek sözlerinden bir demet sunarak yazımızı güzelleştirelim. "Allah''ın elçisi buyurdu: Rabbim bana dokuz şeyi emretti: Gizli ve açık yerde Allah korkusu, gazap ve hoşnutluk (zamanlarında) mutedil söz, zenginlik ve fakirlikte iktisad, benimle alakasını kesene alaka göstermek, beni mahrum edene vermek, bana zulmedeni affetmek, sükutumun tefekkür, sözümün (Allah''ı) zikir ve bakışımın ibret olması..." Ne mutlu Muhammedi aşkla yanıp tutuşanlara!..

* Hadis-i kudsi: Manası Allahü teâlâ tarafından, kelimeleri ise Resul-i Ekrem tarafından olan hadis-i şeriflerdir.