Teşekkür etmeyi, şükür sahibi olmayı, günümüz insanı yanlış anlıyor ve yanlış değerlendiriyor.
Cenab-ı Hakk, İbrahim Suresinin 7. ayet-i kerimesinde: "Hatırlayınız ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti." buyurarak, insanoğluna teşekkür etmeyi vazife kılmıştır.
Şükrün ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini, İmam-ı Rabbani Hz.leri açıklıyor: (Mektûbat 3. cilt, mektup: 17)
"... İyilik yapana teşekkür edileceğini herkes bilir. Bu, insanlık icabıdır. İyilik edenlere hürmet edilir. Nimet sahipleri büyük bilinir. O halde, her nimetin hakiki sahibi olan Allahü tealaya şükretmek insanlık icabıdır. Aklın lüzum gösterdiği bir vazife, bir borçtur.
Fakat, Allahü teâlâ, her ayıp ve kusurdan uzak, insanlar ise ayıp kirlerine ve noksanlık lekelerine bulaşmış olduğundan, O''nunla hiç münasebetleri, alakaları yoktur. O''nu nasıl büyük bileceklerini, nasıl şükür edeceklerini anlayamazlar. O''na karşı söylenmesini güzel sandıkları şeyler, O''na çirkin gelebilir. O''nu büyültmek, hürmet etmek sandıkları, hakaret ve küçültmek olabilir. O''na hürmet ve şükür şekilleri, yine O''ndan bildirilmedikçe, O''na layık olacağına güvenilemez ve O''nun kabul edeceği bir ibadet olamaz. Çünkü, insanların hamdetmeleri, O''na belki hakaret olur. İşte, O''nun tarafından bildirilen, ta''zim, hürmet ve şükür şekli, peygamberlerin (s.a.) bildirdikleri dinlerdir. O''na kalp ile yapılacak hürmetler, dinde bildirilmiş, dil ile yapılacak şükürler, orada gösterilmiştir. Her uzvun yapacağı işleri, açık ve geniş olarak beyan buyurmuşlardır.
O halde, Allahü teâlâya inanmak ile ve kalbin ve bedenin yapması ile şükretmek, ancak dine uymakla olur. Allahü teâlâya, dinin dışında yapılacak hürmete ve ibadete güvenilemez. Çok defa tersine olup, sevap sanılan, günah olur.
Bu söylenilenlerden anlaşılıyor ki, dine uymak akıl icabıdır ve aklın istediği ve beğendiği bir şeydir."
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, şükür; Allahü teâlânın verdiği nimetleri, yine O''nun istediği yerde ve şekilde kullanmaktır.
Yani, kişinin edindiği mal ve servet ona; Allahü teâlâyı ve Ahiret''i unutturuyor, onu azgınlığa ve sapkınlığa sevkediyorsa, o, Küfran-ı nimet içinde olup, azaba müstahaktır.
Yoksa, mal; dinimizde büyük bir nimettir ve övülmüştür.
Hatta, mezhep sahibi müctehidlerden, büyük alim Süfyan-ı Sevri buyuruyor ki: "Bu zamanda mal, insanın silahıdır. Yani, insan canını, sıhhatini, dinini ve şerefini mal ile korur."
Tasavvuf yolunun büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadi''ye, daha çocuk yaşında iken sordular:
- Şükür hakkındaki bilgin nedir?
Çocuk Cüneyd cevap verdi:
- Şükür odur ki, Allahü teâlânın sana verdiği nimetlerle günah ve kötülük yolunda kuvvet kazanmayasın!
... Ve bu büyük Cüneyd''in, zamanın fesadını terennüm eden şiiri:
"Tasavvuf ehli çekildi âlemden;
Göz açılıp kapanmadan din çerçevesi bozuldu.
Züht, riayet, ahlak ve teslimiyet, buydu din;
Şimdi kuru kavga ve boş çığlıklar: Bu oldu.
Nerede maksat ve fesat ehli varsa mürşit kesildi;
Gitti züht, öldü takva, irfan hezeyan oldu."

