Lokman Hekim, oğluna nasihat ettiğinde: "Alimlerle otur ve onlardan istifade et. Çünkü, Cenab-ı Allah gönülleri ilim nuruyla hayata kavuşturur; yeri, göğün suyu ile canlandırdığı gibi" der.
Peki, hangi tür alimlerle oturulup, kendilerinden istifade edilebilir? Her bilen alim midir? Ve her bilenden istifade etmek mümkün müdür?
O ilim ki; sevgili peygamberimizin (s.a.v.) tasdik ve tasvibiyle rütbelerin en üstünüdür.
Hace-i kainat (Alemlerin muallimi) Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: "Melekler, ilim talep edenin ayaklarının altına kanatlarını açıp gererler. Şüphesiz alimlerin mürekkebi, Allah (c.c.) yolunda canını veren şehitlerin kanlarından daha hayırlıdır."
Yalnız burada dikkat edilecek husus; istifade edilecek alim, kendi ilminden bizzat faydalanıp, bildikleri ile amel eden yani, kendi ilminden faydalanan kişidir.
Yoksa; şiirde belirtildiği gibi:
"Ey başkasına öğretmeye kalkışan kişi, bu öğretiş keşke kendine olsaydı!
Hastalık ve dert sahiplerine, sıhhat bulsunlar diye, ilaç tavsiye ediyorsun, halbuki sen de hastasın!
Seni görüyoruz ki, durmadan yol göstermek suretiyle aklımızı ıslaha çalışıyorsun. Halbuki sen, hidayetten mahrumsun! (Daha kurtuluş yolunu bulamamışsın)
Kendinden başla ve nefsini sapıklığından çevir. Böylece sen hakim (bilge) olursun. (Yaşadıklarını nasihat ettiğinde, yaşatabilirsin)
İşte o zaman söylediğin kabul edilir. Senin sözünle yola girilir ve öğretme fayda verir."
Belagat, hikmet ve güzel öğütte darb-ı mesel haline gelen ve bütün Arapların hatibi unvanına sahip Kuss b. Sâide, altınla yazılıp Beyt-ullah''ın (Kâbe) duvarına asılan hutbesinde der ki:
"Gaflet sahiplerine, geçmiş milletlere ve eski asırların halklarına yazıklar olsun! Ey İyad (yaşadığı memleketin ismi) halkı! Hani babalarımız, dedelerimiz? Hani hastalar ve ziyaretçileri? Nerede o zorba Firavunlar? Hani o, bina kurup yükselten, yaldızlayıp süsleyenler? Hani mal, evlat? Nerede o haddi aşıp azan, servet toplayıp yığan ve; "Ben, sizin en üstün tanrınızım" diye feryat eden?
Onlar, sizden daha çok servete sahip ve sizden daha uzun ömürlü değiller miydi?
Yine de kara toprak onları kucağında öğütmüş, kudret ve kuvvetiyle paramparça etmiştir.
İşte çürümüş kemikleri ve ıpıssız kalan yurtları!
Şimdi, onları ulumakta olan kurtlar şenlendiriyor. Hayır, öyle değil.
Bilakis o Allah tektir, gerçek mabud O''dur. Doğurmamış ve doğmamıştır."
Kuss''un hutbesi şu şiirle bitiyordu:
"Gelip geçen asırların halkında
bizler için ibretler vardır. Ölüme giden ve dönüşü olmayan yolları görünce, milletimin de -küçükleri, büyükleri- ona doğru, çaresiz koştuğunuza şahit olunca,
- Zaten mazi bana, geri dönmeyeceği gibi, gitmeyenlerden de devamlı kalacak yoktur-
Katiyetle anladım ki, herkesin gittiği yere ben de mutlaka gidiciyim."
Ne dersiniz sevgili okuyucularım; herkesin gittiği ve bizim de mutlaka gideceğimiz yere (Ahiret Yurduna) hazırlığımız var mı?

