Kaydet
a- | +A

"Kendini bilen Rabbini bilir!" hadis-i şeriftir. Yani, hep doğru söyleyicinin (s.a.v.), insanı büyüleyen hikmetli sözlerindendir.

Cenab-ı Hakk''ın kudretinin alemdeki bir tezahürü (belirtisi) de zıtları (birbirine ters olan şeyleri) bir arada bulundurmasıdır. İnsanoğlu bunun tipik örneğini bizzat kendinde müşahede eder.

Meselâ; nur ile zulmet, insanda bir arada bulunur. Mekansız ve cihetsiz olan ruh, cihetli ve maddeden yapılmış olan bedenle iç içedir.

Rabbin yarattıklarının her birinde nice hikmetler vardır; biz bilelim veya bilmeyelim... Bedenle ruhun kaynaşması, ruhtaki aşıklık istidadındandır. Bedeni severek onunla birleşti.

Parlak (nurlu) olan ruh, karanlık olan cesede bağlanınca, önceden Allahü teâlâya olan yakınlığını unuttu. Hatta kendini bile unuttu.

Halbuki onun bedenle birleşmesi yükselmesi içindi. Aksi halde insan, hep yaratıldığı şekilde kalır (melekler gibi); nefsiyle mücadele edip, melekten de üstün olmak şerefine kavuşamazdı.

Nitekim, sure-i Tîn''de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

"... Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Fakat, iman edip salih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir (mükafat) vardır..."

Görüldüğü gibi, en mükemmel (olarak yaratılan insan, en aşağılara indirilerek, çetin bir imtihana tabi tutuluyor.

Tabii, bu imtihanda, insana takat getiremeyeceği yükün yüklenmediğini de yine Aziz ve Celil olan Allahü teâlânın buyruğundan anlıyoruz.

"Kişi sevdiği ile beraberdir" sözü de hadis-i şeriftir.

İnsan kalbi, yani gönül birden fazla şeyi sevmez. Bu bir şeye olan sevgisi kesilmedikçe başka bir şeyi sevemez.

Kalbin mal, evlat, mevki, metholunmak gibi çeşitli arzuları ve bağlantıları ve sevdikleri görülür ise de, bütün bu sevgilileri, hakikatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir.

Nefsine olan sevgisi kalmazsa (ki bu, insanoğlu için en büyük cihattır), nefsi için onlara olan sevgisi de kalmaz.

Bunun içindir ki, kul ile Rabbi arasındaki perde, kulun kendi nefsidir. Çünkü, hiçbir şeyi o şey için sevmemektedir. Onun için hiçbir şey perde olmaz. Kul, hep nefsini düşünmektedir. Bunun için perde, yalnız kendisidir. Başka hiçbir şey değildir.

Kul, kendinin nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe Rabbini düşünemez. Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez.

Nitekim, Hadis-i kudside, Cenab-ı Hakk, buyuruyor ki: "Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır."

Ya Rabbi! Bizi nefsimizle başbaşa bırakma! Nefsimizin şerrinden sana sığınırız!

Şimdi sözümüzün başına dönelim ve nefsiyle olan mücadele imtihanını kazanan, yani kendini bilen, Rabbini nasıl bilip tanıyabilecektir?

Allahü teâlâyı anlatan en iyi kelime, en geniş ibare, Şûrâ suresinin (O''na benzeyen bir şey yoktur) mealindeki onbirinci ayetidir. Hiçbir ilim, hiçbir şuhud, hiçbir marifet, Allahü teâlâyı bulamaz. Bilinen, tanınan ve görünen herşey o değildir.

İmam-ı A''zam Ebu Hanife (r.a.) "Sana layık ibadet yapamadığımız, fakat iyi tanıdığımız, Allahımız! Sende hiçbir kusur, noksanlık yoktur!" buyurur.

Ona layık ibadet yapılamayacağını herkes bilir. Fakat, iyi tanıdığımız buyurması, (hiçbir şeye benzemediğini, hiçbir yoldan tanınamayacağını iyi anladık) demektir.

Not: Bu yazı, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubatının 1. cildinde bulunan 22, 24 ve 38. mektuplarından istifade ile hazırlanmıştır. F.B.