Allah (c.c.) senden razı olsun demek, ne güzel duadır! Yalnızca, müslümanların kalbinden dökülen bu güzel duanın sahipleri (hem dua eden, hem de dua edilen), ne şerefli, ne bahtiyar insanlardır! Bazıları, bu güzel duanın manasını bilmiyor ve; razı olunmak istenilen kişi kötü ise (düşünce ve eyleminde meşruiyet çizgisinin dışında ise), Cenab-ı Hakk, bu beğenilmeyen halden nasıl hoşnut olabilir? Nasıl razı olabilir, diyor. Bu güzel duanın manası; Allahü teâlâ seni razı olduğu şekle soksun, yani razı olduğu niyyette kılsın ve razı olduğu davranışları nasip etsin demektir. Kötü fiilleri işler halde bırakıp, razı olsun demek değildir. İnsan için, Cenab-ı Hakk''ın indinde razı olunmaktan daha güzel ne vardır ki? Yine bazıları, Cenab-ı Hakk''ın; "Ma''ruf olmak, tanınmak için her şeyi yarattım" mealindeki Hadis-i Kudsi''sini (Hadis-i kudsi: manası Allahü teâlâ tarafından olan ve lafzı -sözü- peygamber Aleyhisselam tarafından söylenen mübarek söz demektir) yanlış yorumluyor ve; hâşâ Allahü teâlânın tanınmaya ihtiyacı varmış gibi manalar çıkarıyor. Allahü teâlâ, Ganiyyi mutlak''tır. Yani, hiçbir şey için hiçbir şeye muhtaç değildir. Ne kendine, ne sıfatlarına, ne de fiillerine, hiçbir suretle hiçbir şey lazım değildir. Yaratılmakla ve bilip tanımakla kıymetlenen biziz. Muhtaç olan da biziz. O halde bu Hadis-i kudsi''nin manası; Onların beni tanımakla şereflenmeleri için demektir. Kuran-ı Kerim''de, Zâriyet suresinin 56. âyet-i kerimesinde; "Cinnileri ve insanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım" buyuruluyor. Bu ayet-i kerime de gösteriyor ki, cinnilerin ve insanların yaratılması, Allahü teâlâ''yı tanımaları içindir ki, bu hal, bunlar için şeref ve saadettir. İmam-ı Rabbani hazretleri; "... Bir mü''min, yalnız ateşten korunmak ve Cennet''e girmek için ibadet ederse, kendisine tapınmış olur!" buyuruyor. İş, Cenab-ı Allah emrettiği için yapmaktır. İşte; kulluk da, zaten budur. Emredileni, Allah (c.c.) emrettiği için yapmak... Emrettiği şekilde yapmak...
İslamiyet''te namaz ibadeti, dinin direğidir. Mü''minun Sûresinin başındaki âyet-i kerimede mealen: "Mü''minler herhalde kurtulacaklardır. Onlar, namazlarını huşû'' ile kılanlardır" buyurulmaktadır. Namazın ve Cenab-ı Hakk''ın emrettiği başka ibadetlerin nasıl yapılacağına dair en güzel örnek, bizim gibi kul olmakla beraber, Allahü teâlâ''nın elçisi olan Sevgili Peygamberimizdir. O peygamber (s.a.v.) ki, Cenab-ı Hak tarafından, en üstün ahlakla (yaratılışla) bezenmiş ve örnek (numune) insan olarak beşeriyete gönderilmiştir. Cenab-ı Hakk''ın hoşnut olduğu yaşayış ve ibadet şekilleri Resulullah''ın (s.a.v.) hayatında sarahaten bellidir. Mü''min, Allah''ın Resulüne ne kadar benzemeye çalışırsa o nispette Cenab-ı Hakk''a yaklaşır. Zira, mü''min için yegane ölçü, en güzel örnek peygamber (s.a.v.)''dir.
Bu, Allahü tealanın öyle büyük bir nimetidir ki, mahlukatı arasında yalnızca insanoğluna bahşedilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hakk, eşref-i mahluk olarak dünya sahnesine indirdiği insanoğluna kıymet vermiş ve onu başıboş bırakmayarak, yine kendi içinden müjdeleyici, korkutucu (haber verici) olarak Peygamberler (a.s.) seçip, görevlendirmiştir. Peygamberlik (Nübüvvet) insanoğluna verilen en büyük nimettir. İnsan, ancak, bu peygamberler sayesinde Rabb''ini tanıyabilir. Onlar sayesinde Rabb''in hoşnut olduğu ibadet ve davranış içinde olabilir. Bugün medeniyet adına ne elde edilmişse, hepsinin köklerinde nübüvvet (peygamberlik) vardır. Peygamberler dünya ve ahiret hayatının nurlarıdır (aydınlatıcıları). O nura kavuşan insan dünya ve ahiret saadetini elde etmiştir.

