Bütün değerlerin ayaklar altına alındığı, hak ile batılın birbirine karıştığı; Peygamberler Peygamberinin ifadesi ile, (inanmış insan olmanın, kor parçasını avuçta tutmayla aynı olduğu) ahir zamanda yaşıyoruz, sevgili okuyucularım. Öyle ki, inanmış gözüken insanlar, yalnızca marka müslümanı!.. Üç kuruşluk dünya menfaati için, uğrunda ölürüm iddiasında bulunduğu değerleri fütursuzca feda edebilen mumyadan insanlar panayırında yaşıyoruz. Bu pazarda satıcı olsan ne yazar, müşteri olsan ne?.. Şunun bunun, burnundan kıl aldırmadığına bakmayın! Basit bir menfaat karşısında, o dağ gibi duran koca adamların derhal tesbih böceği haline gelişlerini dehşete kapılarak gözlersiniz. Madde, insanoğlunun gözlerini kör, kulaklarını sağır etmiş, kalplerini, bir daha açılmamak üzere mühürlemiştir. Madde sarayının içinde, kaftanlara bürülü bu robot insan tipi, hazmî ve şehevî arzuları ile nefsinin elinde esirdir.
Onun inandım demesi sadece laftadır. O lafı bile dilinin ucundadır. Çünkü; Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki, (Dünyalık için, zenginin karşısında eğilen kişinin dininin üçte ikisi gider!) İnsan cemiyetindeki, şu serapa kamburu çıkan maskeli güruha bakın ki, hemen hepsi Müslümanlık iddiasındadır. Ve, kendine göre şekillendirdiği Müslümanlığı da kimselere bırakmaz! Hatta, Allah''a bile din vazetmeye kalkışırlar! Bakınız; Cenab-ı Hak, Habibine ne buyuruyor: "(Resulüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine mal ve oğulları vardır diye sakın boyun eğme." (Kalem Suresi, 10, 11, 12,13, 14) Halbuki insan, ilahî teklife muhataptır. Abes ve boş olarak yaratılmamıştır. O insan ki, Cenab-ı Hakk''ın kelamı Kur''ân-ı Kerim''e muhatap... Bu muhatap olma halini yine Kur''an-ı Kerim''den şu mealde öğreniyoruz ki, bu yük ağır ve çetin bir imtihandır. Nitekim, Kur''an-ı Kerim''de: "Eğer biz Kur''an-ı dağa indirseydik, muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün" (Haşr, 21) İnsan, her türlü hale, yaratılışındaki muhtaçlığı sebebiyle kavuşur. En iyi ve en kötü olmak insanın elindedir. Her iki hale de uygun yaratılmıştır. Ondan dolayı değil midir ki, insan, girdiği kabın şeklini, derhal almakta ve kendinden uzaklaşmaktadır. Bu inceler incesi hali, İmam-ı Rabbanî Hazretleri şöyle anlatıyor: "...Mahlûklar içinde en muhtaç olan insandır. İnsanların çok muhtaç olmasına sebep, insanda her şey bulunduğu içindir. Bunun için, her şeyin muhtaç olduklarının hepsi, insana lazımdır. En son muhtaç olduğu şeye bağlanır. O halde, insanların bağlılığı, başkalarının bağlılıklarından daha çoktur. Her bir bağlılık, insanı, Allah''tan uzaklaştırır. Bundan dolayı, Allah''tan en uzak olan, en mahrum kalan mahluk, insandır. Halbuki, insanın her mahlûktan, daha üstün olmasına sebep de, yine her şeyin kendisinde bulunmasıdır. Her şeyi kendinde topladığı içindir ki, insanın aynası mükemmeldir. Bütün mahlukların aynalarında görünenlerin hepsi, yalnız onun aynasında bir arada görünmektedir. Bunun için de insan, mahlûkların en iyisi olmuştur. Mahlukların en muhtacı, en mahrumu, en kötüsü de yine bu sebepten insandır. Nitekim, üstünlerin üstünü Muhammed Aleyhisselam da insandır, Ebu Cehil gibi bir mel''ûn da insandır..." (Mektubat, cilt: 1 mektup: 45) Bütün bu ihtiyaçlar içinde, insan gibi insan kalabilenlere ne mutlu!

