Kur''anî beyanla bir gerçeğin altını defaatle çizelim ki; bir cemiyet, önündeki güzel hal ve ahlakı değiştirip bozuncaya kadar, Cenab-ı Hakk, şüphesiz onların halini değiştirip bozmaz. Allah, bir kavmin de kötülüğünü diledi mi, artık onu değiştirecek (geri çevirecek) hiçbir çare yoktur. Demek ki insan ve onun topluluğu olan cemiyet, kendi akıbetini öz elleriyle hazırlıyor. Kimsenin veya kimselerin, bunlar niye başımıza geldi demeye hakkı yoktur. Ben veya biz ne yaptık da bütün bu musibetlere duçar olduk demelidir.
Kainat''ın Efendisinin telkinleriyle; (... Hesaba çekilmeden evvel nefslerimizi hesaba çekmeliyiz...) Çilesini çektiğimiz bu dünya hayatı nedir? "Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği (yeşerip olgunlaştırdıkları) ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çerçöp olur. (Sonsuz hayat olan) Ahiret''te ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah''ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir." Hadid, 20. İnsanoğlu için iki yurt var; biri dünya, diğeri Ahiret Yurdu... Sonsuz olan Ahiret Yurdu''nun yanında dünyaya yurt bile denemez. Bir duraktır adeta. İnsan da o durakta, esas yurduna (Ahiret) gitmek için vasıta bekleyen yolcu gibidir. Dünyanın önemi, Ahiret Yurdu için gerekli tedarikin orada yapılmış olmasıdır. İşte bu durakta elde edilecek olan iman, küfür, sevap ve günahtır Ahiret''e götürülen. Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, lütfederek peygamberler göndermiş ve Ahiret Yurdu''na nasıl gelineceğinin şeklini göstermiştir. Dünya öyle bir imtihan yeridir ki, sualleri ve cevapları bellidir. İsteyen kulak verir ve gereğini yapar; dileyen de kulaklarını tıkar, istediği gibi yaşar!... İmam-ı Rabbani Hazretleri 73. mektubunda buyuruyor ki; "... Bütün varlıkların hülasası, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak, keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazifelerini yapmak için, Rabb''ine itaat, tevazu ve kuvvetsizliğini, ihtiyacını göstermek, O''na sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammed aleyhisselamın bildirdiği ibadetlerin hepsi, insanlara faydalıdır. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibaretin Allah''a faydası yoktur. Candan teşekkür ederek, minnet ile ibadet yapılmalı. Tam teslim olarak, emirleri yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya çalışmalıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, kullarını emir ve yasaklar vererek şereflendirdi. Herşeye muhtaç olan, biz kulların, bu büyük ihsana bol bol teşekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya candan sarılmamız lazımdır.
... Allah''ın emirlerini yapmamak iki sebepten olabilir; ya bu emir ve yasaklara inanılmamıştır veya bunlara ehemmiyet verilmemektedir... Her iki sebep ile de, ibadet etmemenin şenaatini, çirkinliğini düşünmemiz lazımdır. ... Yalancılığı çok defa görülmüş olan birisi, düşman bu gece filan yerden baskın yapacak dese, idareciler, akıllılar, karşı koyma güçlerini düşünmez mi? O kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde, tehlike bulunan işlerde, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık bulunmak lazımdır demezler mi? Muhbir-i sadık, yani hep doğru söyleyici, doğruluğu ile şöhret bulmuş, Muhammed aleyhisselam, tekrar tekrar, açıkça Ahiret''in sonsuz azaplarını bildiriyor. Buna inanmıyorlar. İnanılsa da, tedbir, kurtulma çaresi düşünmüyorlar. Halbuki o yüce Peygamber, kurtuluş yolunu da göstermektedir. O halde, muhbir-i sadık''ın sözlerine, bir yalancının sözleri kadar kıymet vermemek, nasıl bir imandır? İmanım var demek, Müslümanım demek, insanı kurtarmaz. Kalbin inanması, yakîn hasıl etmesi lazımdır. Halbuki, yakîn nerede? Zan bile yok. Belki vehim bile değil. Çünkü, tehlikeli zamanlarda vehim edilen şeye karşı da, tedbir almak, akıl icabıdır. Hucurât Suresi 18. ayetinde mealen; (Allah, yaptıklarınızı hep görmektedir) buyurulduğu halde, haramları yapıyorlar. Halbuki, her hangi bayağı bir kimse, bu çirkin işleri görecek olsa, yapmaktan vazgeçerler. Bu halin iki sebebi olabilir. Ya, Allah''ın verdiği habere inanmıyorlar, yahut da Allah''ın görmesine ehemmiyet vermiyorlar. Haramları bu iki sebeple işlemek, imanı mı gösterir, kâfir olmayı mı?...

