Mal ve servet edinme hırsı gözlerimizi bürüdü. Doymak bilmeyen insan nefsi, gemi azıya aldı, insanı, sonsuz felakete doğru hızla sürüklüyor.
Allah''ın yalnızca kendi sevgisi için yaratmış olduğu kalpler, dünya ile lebalep doldu.
Bakınız; Allah''ı unutturan mal ve servet düşkünlüğü için Cenab-ı Hak ne buyuruyor: "Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bütün bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki, varılacak güzel yer, Allah''ın katındadır" (Al-i İmran, 14). "(Habibim) De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşlerimiz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah''tan, Resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez."
Evet; Allah bütün alemleri, halifem dediği insan için, insanı da kendisi için yarattı.
İnsan, ebedi alem olan Ahirete giden bir yolcudur. Dünya, bu yolculuğun tedarik durağıdır. Yani Ahiret''e götürülecekler bu dünyadan tedarik edilir.
Dünyanın şuuruna varan, onun geçici zevk ve nimetlerine aldanmayan akıllı ve uyanık kişiler, Ahiret''te de agâh ve huzurlu olurlar. Dünyada kör ve gaflette olanlar, Ahirette de kördür.
İmam-ı Rabbani Hazretleri, Mektubât''ının 1. cildinin 24. mektubunda bu mühim meseleyi şöyle izah eder:
"... Hadis-i Şerifte (kişi sevdiği ile birlikte olur) buyuruldu. Kalbinde, Allah''tan başka bir şeyin sevgisi kalmayan ve ancak O''nu dileyen kimselere müjdeler olsun!
Bu hadis-i şerife göre, bu kimse Allahü teâlâ ile beraber olur.
Kul, hep nefsini (kendisini) düşünmektedir. Bunun için perde (Allah ile kendisi arasında) yalnız kendisidir. Başka bir şey değildir.
Kul, kendi nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe Rabbini düşünemez. Allah''ın sevgisi onun kalbine yerleşemez."
Görüyorsunuz sevgili okuyucularım; insan her neyi sevip bağlanırsa, bütün bunların tek bir sebebi vardır. O da, kendi nefsine olan düşkünlüğüdür. Çünkü her şeyi kendi nefsi için sevmektedir.
Nefsin bu belâdan kurtulması kolay değildir. Yani, insanın kendini aradan çekmesi, aşması ve hatta unutması, her babayiğidin harcı değildir.
İşte, Peygamberler ve onların yolunda olan Allah''ın sevgili kulları, insanı bu beladan kurtarmak ve onları sonsuz saadete kavuşturmak için gönderilmişlerdir.
Peygamberlerin getirmiş oldukları dinler, bu saadet yolunun sırları ile doludur.
Sevgili peygamberimiz, "iki günü eşit olan ziyandadır" buyurarak, insanoğlunu uyarmış ve kendisini her daim aşmasını öğütlemiştir.
Bu da ancak; Allah''a, Resulüne ve Ahiret Günü''ne inanmak ve geçici olan dünya hayatını Allah''ın ve Elçisi''nin isteği doğrultusunda tanzim ve tayin etmekle mümkündür.
Bütün saadetler başarılar, güzellikler, huzur ve selamet İslamiyet''te vardır.
Yeter ki, Allah''ın bu nurlu yolunu bilip, öğrenip, inanalım ve yaşayalım.
Unutmayalım ki, kalıcı olan şey, yalnız Allah ve Resulü için olandır.
İçimizdeki ve dışımızdaki dünyaya bu nazarla, yani Allah ve Resulü için baktığımızda, kalplerimizden dünya ve onun geçici zevklerine bağlanmak sevgisi çıkar ve Allah ve Resulü''nün sevgisi kendiliğinden dolar.
İşte, Allah''ı sevebilen bu kalptir. Ve bu kalp Allah''la beraberdir.

