Kaydet
a- | +A

Kıyamet''in en çarpıcı alametlerinden biri de, ayakların baş, başların ayak olması keyfiyetidir. Bu hal, emanetin ehlinde olmaması şeklinde tecelli eder ki, insanlar arasında bundan daha büyük bir zulüm yoktur!

Herhangi bir işte emanet, ehil kişilere verildiğinde netice başarı ve zaferdir, bunun tersi ise hüsran ve zillettir.

Özellikle son 200 senedir İslam toplumları, hüsran ve zilleti yaşıyorlarsa, bunun sebebini, emaneti ehline teslim etmemede aramalıdırlar.

Bakınız, size çarpıcı bir misal vereyim: Sevgili Peygamberimiz, gizlice terketmek zorunda kaldığı, doğup büyüdüğü Mekke''yi, 8 sene sonra İslam mücahitleri ile birlikte fethetmişti.

Fetih günü, Kabe''ye bakan Osman bin Talha, kapıyı kilitlemiş, Kabe''nin üstüne çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek; "... Senin peygamber olduğunu bilseydim, onu verirdim!" demişti.

O vakitler malum; Mekke''deki kabileler töre gereği çeşitli vazifeler üstlenmişlerdi. İşte bu, Osman bin Talha da, Kabe''nin anahtarını muhafaza etmekle görevliydi.

Hz. Ali Efendimiz anahtarı, ondan zorla alarak Kabe''nin kapısını Resuller resulüne açtı.

Bütün zamanların peygamberi, hasret ve iştiyakla içeri gidi ve Rabbi için secdeye kapandı.

Çıktıklarında, amcaları olan Abbas, Kabe''nin anahtarını ve o mukaddes Ev''e bakıcılık görevini kendisine vermesini istedi.

Bunun üzerine Nisa suresinin 58. ayet-i kerimesi nazil oldu. Cenab-ı Hak, orada nizamın korunması ve adalet için şaşmaz bir düsturu öğütlüyordu. Şöyle ki (mealen) "Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah her şeyi işitici ve her şeyi görücüdür."

Peygamber Efendimiz, Hz. Ali''ye, anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini istedi.

Bu olay, Osman bin Talha''nın Müslüman olmasına vesile olmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman, Semendire Sancak Beyi Gazi Bali Paşa''ya gönderdiği mektupta, şu mühim ikazı yapmadan edemiyor: "... Bir kimseyi göreve getireceğin zaman, sakın onun evvelki haline bakıp itimat etmeyesin! İnsanların çoğu ellerinde fırsat ve imkan olmadığı zamanda, zahitlik ve iyilik yüzü gösterip, ellerine fırsat geçtiğinde de Firavun ve Nemrut olurlar! Ol kimseleri tecrübe edip gör! Eğer, son hali evvelki haline uygunsa, hizmetinde kullanasın!..

Seneler önce bir patrondan dinlemiştim. Yana yakıla ve esefle anlatıyordu: ":.. Bu insanları anlamıyorum! Göreve getirilmeden önceki halleri neredeyse melek! Basit bir koltuk veriyorsun, canavar kesiliyorlar! Şüpheye düşüyorum, acaba bu göreve getirdiğim adam, öncekiyle aynı kişi mi?!.."

Halbuki, zulmün büyüğü, ehil olmadığı halde makamlara getirenlere yapılmaktadır! Altı ay, minarenin tepesinde, bütün zorbalığıyla kalıyor... Altı ay sonra bir de bakıyor ki, altından minare çekilmiş!

Boşlukta kalınca, kafasına dank ediyor ama, artık iş işten geçmiş oluyor! Bütün hızıyla yere çakılıyor zira!..

Bugün ve yarın, hangi hususta emniyet ve güven yoksa, bilin ki, o makamlar naehil kişiler tarafından idare ediliyordur.

Güven ve emniyet, ancak emanetin ehlinde bulunmasıyla sağlanabilir.

Batı, bu hususu, akıl yoluyla (deneme yanılma metodu) buldu. Buna göre sistemini geliştirdi. Ve nizamını kurdu, güven ve emniyeti sağladı. Başarısının altında, bu anlayış yatıyor.

Doğudaki zilletin altında da, rüşvetin en katmerlisi olan emaneti ehline vermemek yani idare-i maslahatçılık yatar!

Bu malzeme ile bu maharetle (!) pişen yemek de bu kadar lezzetli (!) olabiliyor!

Afiyet olsun!