Ahir zamanın toz duman ortamında yaşadığımız herkesin malumu.. İnsanlarda ne Allah korkusu kaldı, ne kendi cinsinden utanç..
İnanç ve idealler markalaştırılmış, müntesiplerinin göğsünde bir etiket, bir yafta olarak kalmaktan başka mana ifade etmiyor. Etmiyor ki, inanan insanda asla bulunmaması gereken hıyanet ve yalan gırla gidiyor.
Sevgili Peygamberimiz; bir mü''min bütün günah çeşitlerini işleyebilir ama, asla hain olamaz ve yalan söyleyemez, buyuruyor. Küçük de olsa her günahta küfre giden yol vardır. Bu iki büyük günah ise, küfrün (inançsızlığın) ana caddeleridir. Öyle ya; imanın aslı tasdik, küfrün aslı da inkar olduğuna göre, hıyanet ve yalanda inkarın bin bir çeşidi bulunur. Bir kalp, aynı anda hem tasdiki ve hem de inkarı yaşayamayacağına göre; bu büyük günahlarla inkar batağına saplanan kalbin halini bir düşünün! İnsan, çok enteresan bir mahluk.. İyilerin iyisi güzeller güzeli de o, kötülerin en kötüsü ve çirkinler çirkini de yine o!
Asr-ı Saadet''te insanlar, yaratılmışların en güzelini, en yüce ahlak sahibi sevgili Peygamberimizi bizzat görüyorlardı ve birlikte yaşıyorlardı. Bir savaş vukuunda, kalpleri yalan ve hıyanetle iç içe olanlar, savaş esnasında, ölü numarası yapıp yerlere yatıyorlar ve savaş müslümanların lehine neticelenince de en evvel Hz. Peygamber''e giderek ganimetten pay isteyen bunlar olurdu!
Kalplerinde hıyanet, dillerinde yalan olan bu insanlar, münafıklardan başkası değildi. İslamiyet ve müslümanlar, bütün tarih boyunca ne çektiyse bu tıynetteki insanlar, yani münafıklar yüzünden çekti. Aleni ve açık olan kafirin küfrünü bilirsin ve ona göre tedbir alabilirsin. Ama, münafıklar öyle değildir.
İnsanın yüzüne gülerler, hatta tatlı dilli olurlar; senden daha fazla senden görünürler. Sen de bütün bu hallere aldanıp, onları baş tacı edersin. Hayati görevlere getirirsin. Kısaca, bu ve bunun gibilere teslim olursun.
O ise, seni içinden kemirerek bütün kinini kusar; ondan sonra da ayıkla ayıklayabilirsen pirincin taşını! Sevgili Peygamberimize Cebrail aleyhisselam gelip, münafıkların kimliğini ve hallerini haber veriyordu. O da bu şekilde onların şerrinden korunabiliyordu. Hz. Peygamber''den sonra gelen mü''minler ise, münafıklarla iç içe ve habersiz yaşamak zorunda kalmışlardır.
Şayet, o Mü''min zengin, makam ve ikbal sahibi ise, yandı gülüm keten helva! Neredeyse yanlarında gerçek dost bulamazlar; etrafları, kalplerinde nifak olan münafık tiplerle dolup taşar zira! Ayrıca bu tipler, gerçek dostlara da geçit vermezler. Kendi pisliklerinin ortaya çıkmasından korkarlar! Hasılı, özellikle ahir zaman, münafıkların dünyasıdır. Har vurup harman savururlar! Ta ki, canları hançereye gelip, gözlerindeki perde kaldırıldığında gerçeği, bütün çıplaklığı ile görürler ama, iş işten geçmiştir! Yaptıkları yalnızca ziyan ve amansız bir pişmanlıktır, ancak; fayda vermez.. Şu veya bu sebeple insanları aldatabiliriz; ya, onların gerçek sahibini? Allah''a ve Ahiret Günü''ne iman ettim diyen nasıl yalan söyleyebilir ve nasıl hainlik yapabilir?
Anlaşılması zor ama, yaşanılan hayatın ta gerçeği de bu!

