Kaydet
a- | +A

Peygamber Efendimiz bir gün arkadaşları ile otururken, yanlarına bir yabancı geldi ve Allah''ın Resulü''ne pek edepsizce hakaretler etti. Peygamberimiz sustukça, adam küstahça tavrını sürdürdü. Adam söyleniyor, iki cihanın güneşi susuyordu.

Bu hale daha fazla dayanamayan Hz Ebubekir; ''Yeter be adam! Utanmıyor musun? Nasıl böyle konuşabilirsin? Senin karşındaki Allah''ın Resulü! Hiç mi edep yok sende?'' deyip adamı azarladı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, yine tek kelime etmeden oradan ayrıldı ve hızla uzaklaştı. Hz. Ebubekir, bu davranışımla Peygamberimizi üzdüm mü diye endişeye kapıldı ve Resuller Resulü''nün arkasından koştu. Yetiştiğinde, yalvarırcasına sordu: - Afedersiniz efendim! Yersiz bir hareket mi yaptım? Kusurumu bağışlayın! O kadar ileri gitti ki, kendimi tutamadım; kalbinizi kırmışsam lütfen bağışlayın, özür dilerim!

- Bak; Ebubekir kardeşim! Sen o adama cevap verinceye kadar, melekler etrafımızda idi. Ne zaman ki cevap verdin, melekler dağılıp gitti ve orasını şeytanlar doldurdu! Benim şeytanların arasında ne işim olabilir? Ben de orasını terk ettim.

Allahü teala, bir kulunun günahlarını bağışlamak veya derecesini yükseltip kendine çekmek isterse, o kuluna devamlı surette dert ve belalar verir. Bunun içindir ki, İslam büyükleri şöyle buyurmuşlardır: (Dert ve belalar sevgilinin kemendidir!) Yine Hadis-i şerifte buyuruldu ki; Üzerinden 40 gün geçmez ki, bir mü''mine muhakkak surette ya illet (hastalık), ya kıllet (fakirlik) veya zillet (itibarsızlık) isabet eder!

Dünya, imtihan yeri olduğuna göre, dert ve belalarla hemhal olmak kaçınılmazdır. Dert ve belaların çokluğu, bazen günahların çokluğuna değil bilakis affın ve rahmetin, nisan yağmuru misali yağdığına işarettir.

Yeter ki, dertleri güzel bir sabırla karşılayıp savuşturabilelim! İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: ''İmandan sonra en büyük, en kıymetli ibadet, mü''mini sevindirmek, onun gönlünü almak ve onu sevindirmektir. Küfürden (inkar) sonra en büyük günah da bir kalbi kırmak ve onu incitmektir.'' Kafir de olsa, mürted de olsa, kimsenin kalbini kırmamalı; Allah''ın evini yıkmak kimsenin haddi ve hakkı değildir! Güleryüzlü olmak iman alametidir. Çatık kaşlı ve asık yüzlü olmak da şekavet alametidir.

Peygamber Efendimizin mübarek yüzleri devamlı tebessümlü idi. O''nun güler yüzünü gören arkadaşları ferahlardı. Zaman değişti. Eskilerin onlarca senede yaşayamadıklarını bizler bir günde yaşar olduk. Onun içindir ki, Muhammed aleyhisselam ümmetinin günahları da, sevapları da çok fazladır! Yine bu yüzdendir ki, en ziyade şefaate muhtaç olan bunlardır.

Herkes, Allah''tan bağışlanmak ve çeşit çeşit nimetler isterken veli bir kul; ''Allahım! Derdimi artır!'' diye dua ve niyazda bulunurdu. Bir bildiği vardı elbet.