Mübarek Üç Aylar''a girdik. Cenab-ı Hakk, kullarına çok acıdığı ve onlara karşı çok merhametli olduğundan dolayı, belirlediği bazı zamanlara kıymet vermiş ve bu zamanlarda kullarının yapmış olduğu ibadet ve taatlara kat kat sevaplar vererek, onların günahlardan arınmalarına ve temizlenmelerine imkan ve fırsatlar vermiştir. Yine, böyle mübarek zamanlarda yapılan tövbe ve istiğfarların ind-i ilahide kabul edileceğini vaad etmiştir. Va''dinden dönmeyeceğini de ayrıca ilan etmiştir. Mü''mine düşen görev, Allahü tealanın fazl u kereminden ve bağışlamasından ümit kesmemektir.
Zaten mü''minin hayatı, korku ile ümit arasında cereyan eder. Bu hal, 40 yaşına kadar korkunun galebe çaldığı, 40 yaşından sonra da, ümidin artmasıyla tezahür eder. Nitekim şu hadis-i şerifte buyurulan husus, ümitli olmamızı gerekli kılmaktadır: Ahiretde hesabı görülen ve günahları sevaplarından çok fazla olan bir mü''mini melekler Cehennem''e götürürlerken o kişi, beklediği bir şey varmış gibi devamlı surette arka tarafa bakmaktadır. Melekler, kişinin bu halini merak edip, ne beklediğini sorarlar.
Kişi, merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü tealanın mağfiretinden ümitli olduğunu söyler ve bu gaye ile yakaran gözlerle arkaya bakmaktadır. Tam Cehennem''e yaklaşıldığında, meleklere bir nida gelir: Evet.. O kulumun günahları sevaplarından çok fazla ama; azapla yüz yüze iken bile, benim merhametimden ve bağışlamamdan ümitli. Onun günahlarını bağışladım ve Cennetliklerden kıldım; onu Cennetime götürün ve ona sonsuz nimetlerimi tattırın! Zulmetin her yanı kapladığı ve her şeyi kasıp kavurduğu ahir zamanda yaşıyoruz. Madde, bütün benliğimizi sarmış, ruhlarımızı esir etmiş. Çaresiziz.. Çaresizlerin çaresi olan Allah''a iltica etmekten ve O''nun sonsuz keremine sığınmaktan başka çare yok! Müslümanların dünyaya hakim olduğu zamanlarda, yani; ruhun maddeye galebe çaldığı aşk ve saffet devrimizde iman kuvveti her şeyin üstesinden gelebiliyordu. O devirlerde para, şimdiki gibi her şey değildi, sadece bir şeydi. Ama, öyle bir zamana gelip çattık ki, ruhlar bile paranın elinde esir!
Dolayısıyla, artık; iman gücünün yanında maddi güç de elzemdir. Bunun, böyle olacağını sevgili Peygamberimiz, zaten haber vermişlerdi: Ey sevgili eshabım! Unutmayınız ki sizin fakirliğiniz saadettir, ama; öyle bir zaman gelecek ki, (ahir zaman, bugün) o zamanda yaşayan ümmetimin zenginliği saadet olacaktır.
Şimdi, dünya küçüldü. Eskiden, şehre gelmek bile bir mesele idi. Bugüne çeşitli isimler verilmekte; bizce sürat asrı dense yeridir. Eski insanların aylara sığdırabildiği olay ve hadiseler, bugün bir insan için dakikalık mesele..
Bu sürat çağına ayak uydurabilmek ve hele Allah''ın dinini insanlara duyurabilmek için zenginlik şarttır.
Aşk ve saffet çağlarımızda insanlar merhametli idi, halden (fakir de olsa) anlıyorlardı. Maddenin ufkumuzu tuttuğu bugünün dünyasında insanlar, yalnızca paranın dilinden anlayıp konuşuyor! Adama selam veriyorsun; kaç paran var diyor! Ona göre cevap verip veya vermeyecek ve davranış içine girecek! Anlayış, tolerans ve merhamet mi? Görüyor ve biliyorsanız bize de haber verin!

