Kaydet
a- | +A

İnsan, yaratılmışların en efdali (üstünü). Tabii, bu hal, yaratılış kanununa riayet ettiği müddetçe yani; iman edip salih (güzel) ameller işlediğinde böyle.. Ve, eğer insan; yaratılış kanununu unutur ve kaale almazsa ve sapkınlığa dalarsa, yaratılmışların en aşağısı... Öyle ki, ondan daha aşağısı yok! İşte, insan olmakla olmamak arasındaki bu çetinler çetini imtihana muhataptır. Buna da, cehaleti yüzünden müşteri olmuştur. Dağların, taşların yüklenmekten kaçındığı yükü yüklenmiştir. Dünya hayatında insanın gözü gaflet perdesiile örtülüdür. Gerçeği göremez; unutkanlıkla hayal bile edemez. Eşya ve hadiselerle oyalanıp, ömrünü yer bitirir. Hakikatten habersiz insan ruhu, her an tereddi ede ede (alçala alçala) esfel-i safilin''e doğru sürüklenir. Şeytan bile bu insanın şerrinden kaçar. Malum, hem azgın olan ve hem de başkalarını azdıran mahlukata şeytan denilir. Sadi-i Şirazi''ye, bu çeşit insanla Şeytan''nın mukayesesi sorulmuş ve bu büyük zat şu cevabı vermiştir: ''Ey bana insan ve şeytandan hangisinin daha habis olduğunu soran; bilmez misin ki, şeytan Kur''an okuyandan kaçar, insanoğlu ise Mushaf''ı çalar götürür! Bu insan, şerrinden korkutup kaçırttığı şeytanın azdırmasından emin olmakla birlikte, şeytandan 70 kat daha tehlikeli ve azgın nefsinin elinde esirdir. O nefis ki, yaratılmış olanların en hayret vericisidir. Zira, hep kendi zararına işler yapar ve bunları işlemekten zevk alır! Üstelik doymak nedir bilmez.

Bu haliyle insana felaket üzerine felaket hazırlar ve onu korkunç sona doğru hızla sürükler.

Ölünce uyanır ama; o haldeki pişmanlık fayda vermez. Yarattığı insanın bu halini en ziyade bilen, merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlâ, merhametinin nişanesi olarak, yine insan neslinden, gerçekleri haber veren Peygamberler göndermiştir. Onlar, hem müjdeleyici ve hem de korkutucudurlar.

Nefsinin şerrinden korunabilenler, yalnızca Peygamberlerin haberlerine kulak verenlerdir. Zira onlar, Allah''a ve Ahiret Günü''ne yani; hesaba inanırlar. Yaşayışlarını da, o hesap gününe göre tanzim ederler.

Nefslerinin arzularına gem vururlar; böylece ruhen ve bedenen (maddi ve manevi) terakki ederler, yücelirler. Yaratılmışların en üstünü olurlar. Nitekim; Peygamberler Peygamberi: ''Allah için tevazu göstereni Allah yüceltir'' buyuruyor.

İnsan için en kötü hal, kibirlilik yani; kendini beğenmişlik halidir. Bunlar ''ben'' merkezlidir. Hak ve hakikat de olsa, asla başkalarını dinlemezler. ''Ben yaptım oldu'' derler! İşte, bu benlik duygusu insanı, Allah''tan ve hatta bizzat kendinden koparır ve uzaklaştırır. Ölünce kendini (özünü-hakikatini) arar, ancak; bulduğu ve yüz yüze kaldığı azaptan başkası olmaz! İslam alimleri inançsızlığın bu haline ''Küfr-i inadi'' diyorlar. Yani; Peygamberlerin haber verdiklerinin gerçekliğini biliyorlar ancak, kibirleri onları dinlemeye ve peki demeye mani oluyor.

Hz. Mevlana buyuruyor ki: ''Şeytan şarap içmekten uzaktı, ama onu kibir ve inkârı sarhoş etmişti!'' Ahir zamanda meydan yeri sarhoşlardan geçilmiyor! Öyle ki, şarap içmeyenler içenlerden daha sarhoş!