Zamanın bereketsizliği üzerinde.. Tozu dumana katarak dört nala koşuyor. İhtiyarlayan, köhnemiş dünya da uzatmaları oynuyor zaten!.. Zamanı kokutan ve dünyayı yaşanır olmaktan çıkartan insan, elbette. İnsanoğlunun mayası mı bozuldu ne? Kötüler, yığınla çoğalmakta; iyiler, gittikçe azalmakta. Manasından kopan insan, ister istemez ''ben'' merkezli oluyor ve kör nefsinden başka kimseyi sevmez, sevemez oluyor. Halbuki sevgi, paylaşılmak için vardı. Paylaşılmayan sevgi ne mana ifade eder ki? Sevgi; yaratılışın sebep ve hikmeti..
Habib-i Ekrem''i Muhammed aleyhisselama; ''Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!'' buyurmuyor mu Cenab-ı Hak? Sevgi, hayatın yani, varolmanın tılsımı.. Sevgiyi kaybeden fert ve cemiyetlerin ne denli vahşileştiklerini ve hayvandan da aşağı olduklarını, hemen her gün görüyor, okuyor, dinliyor, yaşıyoruz.
İslam büyükleri insanı üç sınıfta mütalaa etmişler: Birincisi, benimki benim, seninki de benim diyenler. Bunlar tavuk yaratılışlıdır. İkincisi, benimki benim, seninki senin diyenler. Hani, Alman usulü diyorlar ya, onun gibi. Üçüncüsü ise, seninki senin, benimki de senin diyenler. Bunlardan yalnızca üçüncüsünde sevgi ve insanlık var. Ve bu hale insanlık, ancak Peygamberler ve onların getirdikleri dinler sayesinde kavuşabilmişlerdir. Nitekim; sevgili Peygamberimiz: ''Kişi, kendi nefsi için istediği bir şeyi, diğer mü''min kardeşi için de istemedikçe gerçekte iman etmiş olamaz'' buyuruyor. Değil normal hayatta, günlük hayatın akışı içinde; savaş meydanında can vermekte olan mü''minlerin şu tavrı bu hali yansıtır: Allah''ın Resulünü görmekle şereflenmiş sahabi anlatıyor. ''Ölüler arasında elimde bir kırba (tulum) su ile dolaşıyordum. Niyetim, amcamın oğlunu bulmak ve eğer henüz ölmemişse, ölüm anı iştiyakıyla susamış olduğu ve arzuladığı suyu ona tattırabilmekti. Onu buldum, kan revan içindeydi; ölmek üzere olup, su su diye inliyordu. Ona doğru hızla koştum, eğildim, suyu ağzına götürmüştüm ki, hemen oracıkta başka bir yaralının su su diye yakarışını duyduk. Amcamın oğlu gözleriyle suyu, ona götürmemi istedi. Ona doğru koştum, bir üçüncü şahsın iniltisi geliyordu. O da su su diye yalvarıyordu. Yanına koştuğum da içmedi ve bana diğerine götürmemi işaret etti. Ona gittiğimde, son nefesini veriyordu. Suyu içiremedim. İkincisine döndüm o da vefat etmişti. Amcamın oğluna geldim, ruhunu teslim etmiş, hareketsiz tebessüm ediyordu.'' Bir şeyi, kendi nefsi için istemekse; ölüm halindeki insanın suya olan iştiyakı malumdur. Dünyaları bir damla suya tercih edemez insan. İşte, bu halde bile, arkadaşı su isterken bunu kendileri için, hiçbirisi kabullenemiyor, ikram ediyorlar.
Sevgi yukarıdan gelir. Yağmurun gökten yağması gibi. Ashab-ı kiramı o hale getiren Peygamber sevgisi idi. Onları, kendi canlarından fazla sevdiğini Cenab-ı Hak bildiriyor.
Allah''ın ve Peygamberin sevgisinde bir azalma yok. Bugün de nisan yağmuru misali, yağıyor ancak; Allah''a ve Peygamber''e sırtını dönen insan, kabını ters tutuyor. Sonsuz sevgi rahmetinden, tek damla alamıyor. Sebep kendi egosu ve menfaatidir.
İnsanın rahmani yani gerçek insani başarılarının sırrı da buradadır. Allah''la kul arasındaki başarının en büyük engeli, kulun kendi menfaatini düşünmesidir. Sadece kendini düşünüp, menfaati öne koyduğu için rahmet kesiliyor. Ve insan, taptığı nefsiyle başbaşa kalıyor. Sevgiden uzak, iğrenç bir mahluk oluyor. Suçunu bilse ve kabullense bir derece. Hele boynu bükük olsa ne âlâ! Ama, hani nerede? Böbürlene böbürlene işlemiş olduğu günahları bir de faş ediyor. Bu, çirkinler çirkini hal, Allah''a baş kaldırmak ve meydan okumaktır. Sen yasak mı ettin? İşte bak; ben yapıyorum demektir! Yemekte olduğumuz bir lokma ekmeğe bakın; onun üzerinde kaç kişinin emek ve hizmeti var? Dolayısıyla hakkı var! Ya, bütün bunları yaratan? Bizden sadece teşekkür istiyor. Bütün bu nimetlerin sahibini tanımamak ve ona şükretmemek nankörlük değil de nedir? Sevgili Peygamberimiz; ''İnsanlara teşekkür etmeyen Allah''a şükretmiş olamaz'' buyuruyor.

