Günümüzde paradan da kıymetli şey zamandır. Zamanı iyi değerlendirenler güçlü ve hakim olmuşlardır. Hele, teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği asrımızda, adeta zamanla yarışılıyor. Zamandan daha kıymetli şey ise bilgidir. Hani, sevgili Peygamberimizin; ''Hikmet (bilgi) mü''minin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır'' ve ''İlim Çin''de de olsa alınız!'' şekliyle buyurup önemine işaret ettikleri bilgi.. Aşk ve saffet devirlerimizde mü''minler, bilgi ile iç içe idi ve zamanla yarışıyorlardı. O vakitler üstün ve hakim olanlar da kendileri idi. Ne zaman ki ilimden uzaklaşıldı ve zamana teslim olundu, güç ve hakimiyetlerini kaybedip hakir ve zelil oldular. Cenab-ı Hak, ''Biz, insanı eşya ve hadiseleri teshir etmesi, hükmü altına alabilmesi için yarattık'' buyuruyor ve; insana ''halifem!'' diyor. Evet, yeryüzünde Allah''ın halifesi insandır. İnsan, yeryüzünde muvazene (denge) kurmakla memur. İnsanın bu dengeyi ve huzuru oluşturmakta en büyük engeli, bizzat kendisi ve diğer hemcinsleri. İnsan, bu engeli ancak kendisiyle barışık olabildiği zaman aşabilir. Bunun için de, egoizmini yenmesi şarttır. İnsanın başına ne geliyorsa; ''ben'' dediği içindir. Bir aile ya da cemiyette bütün insanların ''ben'' dediklerini ve o uğurda yaşadıklarını düşünün. Orada insaniyetten ve insani değerlerden bahsedebilmenin imkan ve ihtimali var mıdır? Barışın, huzurun, emniyetin ve güvenin temelinde SEVGİ ve İLGİ vardır. Ancak kendisiyle barışık olan yani, nefsini yenebilen insan başkalarını sevebilir.
Ailede, kurum ve kuruluşlarda ve bütün cemiyetlerdeki huzursuzluğun kaynağı, sevgisizlik ve ilgisizliktir. Kavgalar bu yüzden çıkıyor, boşanmalar bu sebepten oluyor, suçlar bunun için işleniyor. Hazreti Ömer''in hilafeti zamanında Bizanslı bir casus, araştırma ve inceleme göreviyle Arabistan''a gider. Arapça öğrenir ve aylarca inceleme yapar. Kendisini hayrete düşüren tespitlerde bulunur. Mesela; hastanelerin ve adliyelerin boş olduğunu görür. İnsanların kendileriyle barışık ve başkaları için yaşamakta olduğunu gözlemler.
Son olarak da, Müslümanların halifesini yani, bizzat Hz. Ömer''i görmek ister. Öyle ya; bu nasıl bir insandır ki, daha düne kadar vahşetin kol gezdiği bu diyarları emniyet ve adaletle donatabilmiş! Halife''nin nerede kaldığını sorup öğrenir, tarif edilen yere gider. Yanlış yere geldiği zehabına kapılır. Zira, onun beklediği ve aradığı saray ortalıkta gözükmemektedir. Orada tekrar sorar ve aldığı cevap karşısında donup kalır. Zira, kendisine söylenen; aradığı kişinin hemen yanı başındaki ağacın altında uyumakta olduğudur. Ortalıkta ne saray vardır, ne saray adamları ve ne de koruma ordusu.. Hz. Ömer''e yanaşır, selamdan sonra şu dört kelimeyi söyleyerek oradan ayrılır: ''Hakemte, adelte, eminte fenimte!'' Yani: Hükmün altına aldın, adaletle muamele ettin, emniyet ve huzuru temin ettin ve artık, huzurla uyu!

