İnsan, yaratılışı itibariyle; aklî, fikrî, dimağî, kalbî, vicdanî ve bedenî terbiyeye muhtaçtır. İnsan, melek olmayıp bir kararda yaratılmamıştır; tereddiye ve terakkiye müsait bir yaratılıştadır. Diğer mahlukattan faikiyeti (üstünlüğü) de buradan gelmektedir. Diğer bir ifade ile Allah, insanı, aşağı hallerden kurtulup yücelsin, insan-ı kamil olsun diye yarattı.
Bu üstün halle bezenebilmek için gerekli donanımı da, insana bahşetti. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, bununla beraber, insanlara, kendi içlerinden seçtiği numune insanlar (Peygamberler) gönderdi. En güzel örnek olsunlar diye. İnsanların hallerine göre, Peygamberler, bir yandan korkutucu olurlarken, diğer yandan müjdeleyici oldular. Dünya ve ahiret saadetini arzulayanlar, Peygamberlerine tabi oldular. Aklî, fikrî, dimağî, kalbî, vicdanî ve bedenî terbiyelerini Peygamberlerinin ellerine teslim ettiler; müslüman oldular.
Müslüman, Hakk''a teslim olan, hakkı söyleyen ve hakkı kabul eden insan demektir.
İnsanlar, imanları hususunda asla zorlanamazlar. Kendi hür iradeleri ile buna karar vermeleri gerekir. Nitekim; Kur''an-ı kerimde; ''Dinde zorlama yoktur!'' buyurulmaktadır.
Müslümanların idare ittikleri memleketleri, müslüman olmayanların idare ettikleri memleketlerle kıyaslayın! Aradaki farkı görürsünüz! Koskoca Avrupa kıtasında, müslüman olmayanların idare ettikleri memleketlerde bir tek müslümana rastlayamazsınız! Hatta, vaktiyle müslümanlar tarafından fethedilmiş, bilahare müslüman olmayanların ellerine geçmiş memleketlerde müslümanların kökü kazınmıştır. İspanya''da olduğu gibi.. İslam idaresindeki yerlerde ise, durum tamamen bunun tersidir. Cami, kilise ve havra yanyana durmuş; her din ve inançtaki insanlar, benliklerini ve inançlarını geliştirerek yaşayabilmişlerdir. Müslümanların ellerinde bulunan İstanbul, İskenderiye, Kudüs ve Mardin gibi tarihi beldelerde süregelen dini hayatın çeşitliliği, İslamiyet''in hoşgörüsünün apaçık delilidir. Keza; Balkanlar, bizim elimizde 500 seneyi aşkın bir zaman kalmış, Çingenesinden Bulgarına, Rumundan Hırvatına, Makedonundan Sırbına kadar herkes,dinini ve milliyetini geliştirerek sürdürmüştür. Günümüzde, İslamiyet''i yanlış algılamalar çoğalmış ve müslümanlar, maalesef bozulmuştur. Bunun en önemli sebebi de, müslümanların Peygamber terbiyesinden çıkıp, kendi başlarına kalmalarıdır. Öyle ki; müslüman geçinenlerce, Peygamberin sünneti inkar edilmekte, O''nun, vahiy (ayet) açıklamaları görmezlikten gelinerek, âdeta yeni yeni dinler uydurulmaktadır.
Bunların hiçbirisinin gerçek Muhammedî İslamiyet''le bir alakaları yoktur ve olamaz. Bu zavallılar; Kur''an-ı kerim, Muhammed aleyhisselama indi, Cenab-ı Hakk, bunca insan arasından O''nu muhatap bilip seçti amma; O''nun anlayıp anlattıkları ve yaşadıkları önemli değil, bizim anladığımız ve söylediklerimiz dindir demeğe getiriyorlar!
Yani, yalancı peygamber olduklarını haykırıyorlar! Peygamber Efendimiz, o yüce anlayışı ile, o üstün hayatı yaşadı ve insanlara yaşattı. Devrine Asr-ı Saadet dendi. O''nun ve mübarek arkadaşlarının yaptıkları, başarıları ortada. Onların sayesinde biz ve milyonlarca insan müslüman... Sizin yaşantınız ve söyledikleriniz de ortada! Sayenizde kimler müslüman oldu? Devriniz de ortada! İnsanların halleri de!.. İşte; kendi başına kalan ve Peygamberî terbiyeden uzak insanın hal-i pür melali!

