Kaydet
a- | +A

Dini akla uydurmak isteyenlere rastlanıyor; ne tuhaf!

Evet, akıl anlama kuvvetidir ama, neyi, ne kadar anlayabileceği bellidir. Yani, akıl mahduttur, asla sınırsız değildir. Akıl eğer mahdut olmasaydı, yapılmasına veya yapılmamasına sebep olduğu fiillerin hiçbirisinden pişmanlık duymazdı! Halbuki insanın ömrü pişmanlıkla geçiyor dense yeridir. Akıl, dünya işlerinde, hatta kişinin mütehassıs olduğu konularda bile böylesine yanılıp pişmanlık duyarken, nasıl olur da, din konusunda tek başına hüccet (delil) olabilir? Bakınız; insanlık tarihi boyunca, onlarca felsefi görüş, akıl tarafından üretilmiş; üstelik her birisi, evvelkileri nakzederek, gerçeklik (!) tahtına kurulmuştur. Zira, onun gerçekliliği de, yine aklın ürünü olan yeni bir felsefi düşüncenin kendisini çürütünceye kadardır. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesiyle gelip geçen koca bir insanlık tarihi var ardımızda.. Bundan da ibret almıyorsak vay halimize! Aklı gibi, insanın sahip olduğu diğer bütün değerleri de sınırlı değil midir? Mesela; insan, ne kadar uzağı görebiliyor, ne kadar alçak veya yüksek sesi işitebiliyor? Bunlar gibi, diğer bütün melekelerinin sınırlı olduğunu görüp, bilen ve hisseden insan, bütün bunları kabulleniyor ve ses çıkarmıyor da, iş; akla gelince, onda nasıl sonsuzluk vehmedebiliyor? Akıl konusunda en canhıraş ifadeyi İmam-ı Gazali''de görürüz. Bu büyük imam, felsefe dahil, din ve dünya ilimlerinde eline su dökülemeyecek büyüklükte bir alim. İlminin büyüklüğü ve parlaklığına nispetle, gerçek alimler onu, beyninin her zerresi bir güneş olarak vasıflandırıyor. Bu büyükler büyüğü alim buyuruyor ki: "Beynimi o kadar gerdim, gerdim, gerdim ki, kopacak hale getirdim! Ve baktım ki, aklın son merhalesi; aklı, yine akılla matetmektir. O halde akıl ma''lul ve mahduttur. Gerçeği büyük bir hakikat olarak gördüm ki; mesele, gerçek mesele Resulullah''ın ruhaniyetine iltica etmek ve kurtulmaktır. Öyle yaptım ve kurtuldum!" Zaten akıl, din konusunu yalnız başına halledebilseydi; Cenab-ı Hakk tarafından gönderilen bunca peygamberler haşa lüzumsuz olurlardı! Hem, sonra kimin aklını ölçü alacağız; herkes de akıl sahibi olduğuna ve benim aklım en iyisini bilir dediği bir ortamda? Dini, böylesine akılların tekeline bırakırsak; herkesin aklına göre bir din çıkacaktır ortaya! Her birisi de kendisinin gerçekliği iddiasında! Din, elbette akıl sahipleri içindir. Cenab-ı Hakk, Kur''an-ı kerimin muhtelif yerlerinde düşünmeye ve akıl edinmeye davet ediyor. Hatta, gerçeği göremeyenleri akılsızlıkla itham ediyor.

Demek oluyor ki; mahdut olan aklı yerli yerinde kullanmak lazımdır. Ona ne az ve ne de çok değer biçmek gerek. Yani; akıl ne hiçbir şey, ne de her şey.. Ama, bir şey, hepsi o kadar! Devamlı, sonsuz olan ahiret işlerinde, nasıl olur da akla uyulur? Peygambersiz akıl, bir kararda kalmayan ve çok kere yanılan akla iman olur. Akıl, Peygamberin getirdiklerine olunca, gerçek, salim olan ve yanılmayan imana kavuşur.