Cenab-ı Hakk, Kur''an-ı kerimde: "Sadıklarla (iyilerle) beraber olun" buyuruyor. Bu ilahi emir, gerçekte dinin aslıdır.
İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat''ında buyuruyor ki: "İnsanı, Cenab-ı Hakk''a kavuşturacak her cins ibadet, her cins kemalat üstünde birinci olarak ''sohbet'' gelir. Sohbetin şartları vardır; bu şartlar ise, diğer ibadetlerin ve kemalatın şartlarından ağırdır. Bu şartların hepsi bir kelimede özetlenebilir ki, o da edebe riayettir. Edep, iki çeşittir; biri avama, diğeri havasa mahsustur. Herkese ait olan edep, haddini bilmektir. Büyüklerin edebi ise, laf dinleyip itaat etmektir. Evet; dinimizin aslı, iyilerle beraber olup kötülerden uzaklaşmamızdır. İyilerle beraber olmak, her cins iyi şeydir; kötülerden uzaklaşmak da her cins kötülüktür. Uzaklaşmazsan yaklaşamazsın; genel kaidedir. İnsanoğlu zayıf iradeli olarak yaratılmıştır; üstelik ahlak, bulaşıcıdır. Kötü ahlak ve bilumum kötülükler, en sari (bulaşıcı) hastalıktan daha bulaşıcıdır. Bu, çok önemli tehlikeye işaretle sevgili Peygamberimiz; "Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir!" buyurmuştur. Ve, yine İslam âlimleri buyurmuş ki: "Bulaşıcı hastalık sahibiyle arkadaşlık edene, o hastalığın bulaşmama ihtimali vardır; ancak, kötü arkadaşla arkadaşlık edenin, onun huyundan etkilenmeme ihtimali ise yoktur..."
Yine Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam): "Kişi sevdiği ile beraberdir!" buyuruyor. Dünyada kimlerle berabersek, kimleri seviyorsak; Ahirette de onlarla beraber olacağız. Cenneti istiyorsak; sevdiklerimizin ve birlikte olduklarımızın sadık (iyi) olmalarına dikkat edeceğiz.
Netice itibariyle; eden, kendine eder! Tacı tahtı terk etmiş Behlül Dana, kardeşi, halife Harun Reşid''e gidip sormuş: "Bil bakalım; yerin altında en çok ne var?" Harun Reşid, "Bunu bilmeyecek ne var; elbette ölüler var!" demiş. Behlül, "Bilemedin işte!; en çok sesler var sesler!" demiş. Harun Reşid, "Ne sesi?" deyince; Behlül: "Yerin altındaki ölüleri biliyor ama, seslerini feryatlarını duymuyorsun. Mü''minler feryat ediyor; ''ah, biz niye daha fazla ibadet yapmadık!'' Kâfirler feryad ediyor; ''ah, biz niye inanmadık; Allahü tealaya ve peygamberine iman etmedik de bu ateşte yanıyoruz!'' Günahkâr mü''minler ise; ''keşke bildirilenlere uysaydık da cennettekiler gibi olsaydık!'' Senin kulaklarını servet ve şöhret sağır etmiş; bu feryatları duyamazsın tabii! Sen, duymadıktan sonra, bağıranların suçu ne? Bu sese kulak verin! Orası pişmanlık yeridir; orada pişman olmayan yok. Dünya ise, imtihan yeri; oraya hazırlık dünyada yapılır. Bu dünyada insan ne ekerse, Ahirette onu biçecektir."

