Kaydet
a- | +A

Bir Hadis-i şerif var: İnsan, bilmediğinin düşmanıdır!.. Dikkat edilirse, toplum evvela cahil bırakıldı. Bilgisiz toplumları ise, yönetip, yöneltmek çok kolaydır. Çünkü, karşınızda her şeyden habersiz kuru bir kalabalık, daha açık bir ifade ile bir güruh vardır. Bunlar da, bilmediklerine, bilmedikleri için zaten düşmandır. O halde, bu bilgisiz toplum istenildiği gibi yoğrulabilir! Beyrut Mason Locası Üstad-ı Azamı Hanna Ebi Reşid, 1961 tarihinde yayınladığı (Daire-tül- mearif-ül- masoniyye) kitabının 197. sayfasında Cemaleddin Efgani''nin Mısır''da mason locası reisi olduğunu yazıyor. Ondan sonra, imam, üstad Muhammed Abduh reis oldu diyor ve ekliyor: Muhammed Abduh''un masonluk ruhunu Arap memleketlerine yaydığını kimse inkar edemez!. Kimdir bu Cemaleddin Efgani? Mustafa Reşid Paşa''nın yetiştirmesi.. Hasan Tahsin Paşa, kendisini İstanbul''a getirtir ve bir konferans verdirir. Halk, Ayasofya Camii''nde kendisini yuhalar ve Avrupa''ya (Paris) kaçar. Ağa-babalarının yanına sığınır. Osmanlı Devleti''nin 110. Şeyhül-İslam''ı Hasan Fehmi Efendi, Cemaleddin Efgani''nin, yaymak istediği fikirlerinin küfür ve kendisinin de kafir olduğuna dair fetva verir.

Paris''e giden Cemaleddin, orada koyu bir İslam düşmanı olan Volter''le el ele verir. O Volter ki, (haşa) ''Cüce Muhammed!'' diye kitap yazmıştır. Ve Osmanlı Sultanı ll. Abdülhamid Han, şayet bu kitap yayınlanırsa, bunu harp sebebi sayarım diye Fransa''ya ültimatom vermiştir.

Türkler, Müslüman olduktan sonra, İslamiyet''in bekçiliğini, bayraktarlığını ve müslümanların hamiliğini üstlenmiştir. Dinini koruyan elbette Allahü tealadır, ancak sebepler aleminde, sebeplere yapışmak, aklın ve ilmin gereği olduğu gibi Allah''ın da emridir.

1911 senesine kadar, İslamiyet adına yazılan bütün kitaplar, ehliyetli bir heyet tarafından incelenirdi. Yalan, yanlış ve sapık kitapların yazılmasına ve basılıp dağıtılmasına asla müsaade edilmezdi. İttihatçılar iş başına geldikten sonra bu daire lağvedildi. Her önüne gelen din kitabı yazdı. Ortalık toz duman oldu! Zaten cahil bırakılan millet, şu veya bu şekilde edindiği bilgileri de yalan, yanlışlıklar üzerine bina ediyordu.

Demokrasiye geçişimizle beraber, ülkemizde din adına tercümecilik hareketi başladı. Özellikle 60''lı senelerden itibaren; ne kadar ne idüğü belirsiz, köksüz ve sapık insan varsa, bunların kitapları tercüme edilerek, gençliğin önüne sürüldü. Cemaleddin Efganiler, M. Abduh''''ar, Mevdudiler, Seyit Kutuplar, Musa Carullahlar, Hamidullahlar ve daha niceleri, cahil bırakılan millete alim diye tanıtıldı.

Netice ne mi oldu? Vahşeti, İslam diye yutturmaya kalkışan zibidi güruhu ile bunların karşısında sözde hümanist geçinen ve dinde reform yapalım diyen ucubeler türedi. Cehaletin boyutuna bakın ki, vahşetin karşısında bu ucube zihniyet masumane kalıyor ve müşteri buluyor! Sebebi tek: Cehalet!..

Yapılması gereken, bu dinin gereği gibi, dosdoğru bir şekilde millete öğretilmesidir. Dinini doğru şekilde öğrenen insan, reformu dinde değil, kendisinden başlayarak başka şeylerde ve yerlerde arar. Bir kısım insanların etiketlerine ve işgal ettikleri makamlara bakıp, onların yaldızlı sözlerine bakmayın!

Bilelim ki, bu milletin muhtaç olduğu şey, dinini öğrenmek ve yaşamaktır.

Bunun için ne yaptık ve ne yapıyoruz; asıl bunun hesabını verin!