En kötü yönetici, yönetiminin aksaklıklarını tartışmaya açmamak ve bir ölçüde eleştirilmekten kurtulmak için, yönetiminde devamlı sorun üretir. Çalışanları birbirlerine düşürür. İnsanlar, birbirleriyle ve bitmez tükenmez meselelerle boğuşurken, yöneticiye ve onun yönetimine bir laf gelmez.
Bu hale şark kurnazlığı denir ve bizim insanımızın yegâne becerdiği yönetim şeklidir.
Bu şekil yönetim tarzı, işiyle değil de kişi ile uğraşılan müesseselerde çok yaygındır. Başta siyaset ve devlet idaresi olmak üzere, KİT haline gelmiş bütün kurum ve kuruluşlara arız olan bu hastalığın tedavisi çok zordur. Çünkü; netice itibariyle başa bağlı olan bu sistemlerde, aynı baş tarafından hastalığın varlığı kabul edilmez. Dolayısıyla teşhis de konamaz.
Bakınız; bir Adli Yıl açılışı yaptık. Her sene olduğu gibi, orada hem Yargıtay Başkanı ve hem de Barolar Birliği Başkanı birer konuşma yaptılar. Yargıtay Başkanı''nın konuşması geçen sene yapmış olduğu konuşmadan farklı değildi. Olmaması da tabii idi; zira, geçen seneki konuşmasında değindiği konulardan hiçbirisi hayata geçmemişti.
Bu görüşlerin altına seve seve imza atacak zevat, bundan sarf-ı nazar ettiği gibi, neredeyse suçlayacak bir konuma geldi. En hafifinden eleştirenler, 115 sayfalık konuşma metninde irticadan tek satır yoktur diyerek hücum etti.
Onlara göre, ülkenin özellikli gündemi irtica idi ve bu yönden gerilmek istenen toplum, böylesi konuşmalarla daha da gerilmeli idi! İşler o kadar sarpa sardı ki, konuşmacıların konuşmalarından ziyade, konuşmaları destekleyen kişi ve zümrelere bakıp hüküm veriyorlar. Mesela; bu konuşmayı, mademki falan partinin lideri veya mensupları hoş, hatta muhteşem olarak nitelendirdi, o halde bu metin, irticaı cüretlendirmekten başka mana ifade etmez, demeye getirdiler.
Yani, aynı şeyi kendileri söyleyince güzel ve mükemmel, başkaları söyleyince çirkin ve yersiz ve yetersiz! Bu kafadır işte, koca bir toplumu seneler senesi fasit bir dairenin içinde tutan ve hatta boğan!
Öküzün altında buzağı arayan bu kafayla mı biz, demokratik süreci tamamlayacağız? Bu tahammülsüzlükle mi? Sudan bahaneler bulup, yığınla üretilen sun''i gündemlerle bir yere gidemediğimiz gün gibi ortada. Dönüp dönüp aynı noktaya geliyoruz. Bunca teferruat arasında esas meseleyi unuttuk! Bu toplum 150 senedir irtica ile boğuşuyor! Bu kafayla, daha kıyamete kadar da boğuşuruz! 17 senedir terörle boğuştuk ve onu yendik. Yendik ki, Alpaslan Türkeş''in giremediği Diyarbakır''a, Devlet Bahçeli giriyor ve oranın HADEP''li Belediye Başkanı''nı alkışlıyor! Böylece, yörenin meselelerine el atılabiliyor.
Bu halden kim veya kimler kârlı çıkar?
Dünkü terör halinden kim veya kimler kârlı çıktı? O halde, toplumu devamlı surette gerenlerden kim veya kimler kârlı çıkıyor?

