Kaydet
a- | +A

İnsanın inanası gelmiyor.. Üstad''ı kaybedeli koca 17 sene olmuş... Zamanın mücerretliği burada da karşımıza çıkıyor; daha dün olan olay, 17 sene olarak haykırıyor...

Elbette her fani ölümü tadacaktır. Kaderin değişmez ölçüsüdür bu..

Akıp giden zaman içinde öyle faniler vardır ki, zaman onları soluyamaz; Üstad, zamanın kokuştuğu bir demde zamanla kıyasıya yarıştı. Yaşadığı cehennemî ortamı bir düşünün! Mevsimler değişmiş, giysiler değişmiş, ölçü-enzade değişmiş, renkler-çizgiler değişmiş.. Bütün bir nizam, her fert ve şubesiyle değişmiş ve alt üst olmuş.

Ne o? Zifiri karanlıkta inanmış gür bir seda, zamana dur diyor, mekana yol tayin ediyor!

''Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak!'' diye haykırıyor. O''nun zamanı soluyan nefesi, ötelerden geliyor.. Öteler ötesinden...

Şiiri Çile, ömrü çilelerle geçen bu çilekeş adam, Şairler Sultanı kaftanının içinde; ''Ne korkuyoruz? Üzerimizden bir sam yeli estirildiğini ve bu yelin her sahada bütün milli kabiliyetleri kavurduğunu sonunda bizi zaman ve mekan dışına ittiğini ve herşeyi bir çıkartma kağıdı taklitçiliğinden ibaret bıraktığını haykırmaktan ne korkuyoruz?'' diye kükrüyor.

Evet, o, edebiyatın hemen her şubesinde, özellikle şiire damgasını vuran üstün bir sanatkârdı. Tarihimizde, bütün bu edebiyat şubelerinin çok çeşitli kahramanları gelip geçti. Ama, Üstad bir başka idi. O''nun farkı, esir pazarına düşmüş Hz. Yusuf''u satın almak isteyen ve yanlarında kuru kendir ipliğinden başka bir şeyleri olmayan kocakarıları andırmasıydı!

''Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;

Mekanı bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kainat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim.''

Hem kocakarı kılığında olacaksın, hem, onu satın almak için elinde, müşterisi olmayan kendir ipliğinden (!) başka bir şey olmayacak ve; dünyalar güzeli Hz. Yusuf''a sahip olacaksın!

İşte, Üstad, bu çetinler çetini meseleye talip oldu ve bu davaya baş koydu. Hançeresini doldurduğu o ulvi nefesle buz dağlarını eritti. Şeksiz ve şüphesiz iman ettiği, ezel kadar eski ebed kadar yeni mukaddes davasını, Anadolu Yaylasında, çalmadık kapı bırakmadan, bir ömür boyu, durup dinlenmeden ruhlara nakşetti.

Hem de hangi cemiyet ortamında? Buyurun; kendisinden dinleyelim; ''İçinde yaşadığımız cemiyet... İnsanın başlıca dört cihazından dimağı olanını kişniş şekeri kadar küçültülmüş, asabi, hazmi ve tenasuli olanlarını da yumak yumak ve tepe tepe urlaştırmış bir cemiyet...''

O da her insan gibi istihaleler geçirdi. 33 yaşında bir kutlu haber aldı. Son nefesine kadar, o kutlu haber için yaşadı ve onun mücadelesini verdi. Misyonu olan bu adamın, istikbalin gençliğine bir borcu vardı, onu ödedi! Bu borcu, kendi dilinden dinlemek daha iyi, buyurun, ''Cins sanatkara bu maddi ve manevi anarşi diyarında ya çatlamak, patlamak, kıvılcım kıvılcım fezada uçmak ve kendisine yeni bir Planette vatan aramak.. Yahut işte bizim yaptığımız gibi, son nefesine kadar çırpınmak, yırtınmak, zindanlarda güneşi boru içinden seyretmek ve.. Evet, ve..

Ve, ve ürettikleri tezek nesilleri has ekmeğe çevirmek için, tırnaklarımıza kan oturmuş hamurkarlık borcu kalıyor.''

Üstad borcunu ödedi, artık;''Onu sürdürmeyen çırak utansın!''