Kaydet
a- | +A

Bütün dünya "milenyum" çılgınlığında... Dert, bela ve musibetlerle mustarip olduğumuz şu mübarek Ramazan günlerinde, bizim halimiz de aynı; "çılgın milenyum yolcuları"... Eh; epeyce zamandır, dilimize pelesenk ettiğimiz şekliyle biz de küreselleşmeden nasibimizi almalıydık! Onlar gibi biz de aynı yer küresini paylaşıyor, aynı havayı soluyorduk. Onlarla ayrımız gayrımız olmamalı idi! Hem niye olsundu ki, koskoca bin yılları deviriyor, yeni bir bin yıla ayak basıyorduk! Eğlenmek bizim de hakkımız; hatta tepinmek!.. Geriye dönüp bakın ve istediğiniz zaman dilimini ele alın; 5, 10, 25, 100... Bizim ve bütün bir insanlığın kazandıklarımızın ve kaybettiklerimizin bir muhasebesini yapalım. Eğer, maddede ve manada kazanç hanemiz fazla ise, sevinelim ve önümüzdeki yüzyıl''a umutla bakalım. Yok, eğer bunun tersi ise; yani kaybettiklerimiz kazandıklarımızdan fazla ise, sevinmeye ve umutlu olmaya hakkımız var mı? 20. Asır; bilinen insanlık tarihi içinde, medeniyetinin yüzüne tükürülecek en sefili... En acımasızı, en vahşisi ve en soysuzu... Herşeyden önce; 20. Asrı şekillendiren 1789 Fransız İhtilali ile insanlık, ruhu öldürmüş, nefsinin elinde esir olarak maddeyi putlaştırmıştır. Darwinizm revaçtadır artık. Menşeini inkârla şekillenen insanlık, maymundan geldiğine inanmakta; ölüme (ister istemez) evet demekle birlikte, ölüm ötesi hayatı hiçe saymaktadır. Peygamberlerin vahiy yoluyla Allah''tan alıp söyledikleri, filozofların (Tanrı tanımaz, maddeci-pozitivist) saçmalıkları ile mukayese edilmiş ve yine Darwin''e göre tekamül (!) ederek evrimleşen insan aklı, kurtuluş reçetesi olarak bu saçmalıkları yeğlemişti... Kiliseye hapsedilen ruhla birlikte serbest kalan bedenin şeytanla izdivacı sonucu ilk meyvesini zakkum olarak verdi: Komünizm... Asrın başlarında vuku bulan Birinci Cihan Harbi sonunda, "modernite"ye geçeceğim iddiasındaki insanoğlu, kendi ihtiyarı (seçimi) ile sema (gök)dan gelen ilâhî sese kulaklarını tıkamış; öncelikle, elbirliği ederek, İslam''ın temsilcisi olan Osmanlı İmparatorluğu''nu tarih sahnesinden silmiş; akabinde de dünyayı şakkedercesine (ortadan ikiye bölercesine), bütün bir insanlığı, ya komünizmin ya da emperyalizmin pençesine itmiştir. Böylece dünyanın bir yarısında "din afyondur" diğer yarısında da dine, kiliseye marş marş denmiştir. İsevilik''ten muharref (bozulma) Hıristiyanlığın iman, umut ve sadaka olan rükünleri vicdanların derinliklerinde kalmıştı artık... Modern insan tipi, dinden azade idi; din ise, esatîr-i evvel!..

Sokakta ve insanların maişet yerlerinde ise sadece Kiliseler Birliğinin ajanları olan misyonerler, din adına cirit atabiliyordu! Osmanlı Cihan Devleti''nden sonra, başsız kalan İslam Âlemi de aynı akıbetten kurtulamadı. Asabiyet (kavmiyetçilik) davasıyla veliy-i nimetlerine başkaldıran birçok Arap devleti, önce Frenkleşti ardından da komünist oldu... Bütün bunlar olurken; başta birinci ve ikincisi olmak üzere cihan çapında yapılan savaşlarla milyonlarca insanın kanı döküldü. Beldeler, taş üstüne taş bırakılmacasına yıkılıp, yakılıp, yeniden imar edildi. Atom çekirdeğini patlatabilen insanoğlu, maddeye hükmedebiliyor... Asrın sonlarında komünizm yıkıldı; ölenler ölmüş, yaşayabilenler mumyadan insanlardı!.. Zira kilisesi, camii ve havrasıyla mabetler ölülerin eviydi!.. Darwin''le (Darwinizm) Ogüst Komt (pozitivizm)''un artıkları, medeniyetin timsali olarak gösterdikleri Avrupa''nın ortasında, yüzbinlerce Müslüman''ı doğradı. Tarihi katletti, ırza geçti; milyonlarca aileyi yerinden, yurdundan etti. Yüzüne tükürülesi 20. Asır, masum kanına doymadı; ne Bosna''da ne Kosova''da... Şimdi de Çeçenistan''da masum kanı döküyor, bütün medenî alemin (!) gözü önünde... Dilini bir karış çıkarıp alay edercesine!.. Öldürülenler Müslüman... İslam Âlemi nerede? O da ne? Öyle birşey mi vardı? Marka Müslümanı ve devleti yığınla; elvan elvan? Ruhlar, şeytanın muhafızlığında mahkûm... Ya biz? Son bin yılın en büyük felaketine maruz kalmış olarak, bu kış kıyameti Kızılay''ın yazlık çadırlarında geçirme gayretindeyiz! Her ne kadar, yeni büyük bir deprem beklentisi ile morallerimiz bozulmaya çalışılsa da; "milenyum"dan biz de umutluyuz! Baksanıza; önümüze gelen din adamına soruyoruz (müftü, Diyanet İşleri Başkanı...): "Acaba, yılbaşı gecesi, imsaka kadar içip eğlensek bu halin oruca zararı olur mu? Hem bu yılbaşı, diğerlerine benzemiyor, bin yılda bir geliyor değil mi?" Bunlara verilecek cevap: Siz neyi yaşadınız ki, Cihan Savaşlarını mı, Kurtuluş Savaşını mı, Bosna''yı, Kosova''yı mı?.. Çeçenistan neresi? Bari, Adapazarı''na, Bolu''ya, Düzce''ye, İzmit''e, Gölcük''e, Yalova''ya gidip; oralardaki çadırlarda içip eğlenin!.. Ramazan falan da dinlemeyin, siz keyfinize bakın!.. İşte bu 20. Asır denen meret, insanoğlundan utanma duygusunu böylece kaldırmıştır sevgili okuyucularım. Hiçbir halden ibret almayıp utanmadıktan sonra ne yapılsa azdır...