Bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler hayatı, temelden etkiledi. Küreselleşmenin neticesi olarak; bütün bir dünya mega-köy hâlini aldı; fert ve cemiyet yaşantıları, derinden sarsılarak etkilendi.
Baskın kültürler; modern kitle iletişim araçları ile dünyayı bir ağ gibi sararak; kitleleri 'mesaj' bombardımanına tutuyor. Bu ağır bombardımandan etkilenmeyen fert ve cemiyet yok gibi... Bu hâlin tabii bir neticesi olarak; hemen her cemiyette 'kimlik' bunalımları yaşanmakta; asli kimlikler, süratle erozyona uğramaktadır.
Bundan böyle; artık klasik savaşlara gerek kalmadı. Teknoloji sayesinde; ülkeler, girilmeden de işgal edilebiliyor; geniş halk kitleleri istenildiği şekilde sevk ve idare edilebiliyor. Etkili propagandalarla beyinler yıkanıp formatlanabiliyor.
Eskinin tüm savaş türleri (din, milliyet, ticaret, cihangirlik vb.), kitle iletişim araçları ile yapılmakta; eskinin aksine; çok kısa zamanda; 'mega-köy'ün en ücra köşelerine kadar ulaşılmaktadır.
Yeni dünya düzeninde fert ve cemiyet olarak var olmak ve varlığını sürdürebilmek için (kimliğimizin muhafazası ve devam ettirilmesi) iki temel şart vardır: Birincisi; kimliğimizi oluşturan değerleri bilip, onlarla bezenmek, ikincisi ise; karşımızdakilerin kullandığı aynı silahlarla silahlanıp; onları müspet yönde kullanmaktır.
Evlere televizyon sokulmamakla, televizyonların zehirli yayınlarından kurtulunmaz!
Televizyonların ve onlarda yayınlanacak programların daniskasını kurup, işletip, üretmek; mevcudu koruyabilmenin olmazsa olamazıdır.
Elin buldozerlerle yıkıp, kül-ufak ettiğini; öyle; kazma-küreklerle tamire kalkışmanın manası ve kıymeti yoktur.
Daha düne kadar; sınır boylarımızdaki şehirlerimizde, komşu ülkelerin radyo ve televizyon programlarını izlerdik. TRT atak yaparak; sınırlarımızdaki vericilerini güçlendirdi ve işi tersine çevirdi. Yani; komşularımız bizim radyo ve televizyon programlarımızı dinlemeye ve izlemeye başladılar.
Doğruların da en az yanlışlar kadar hak-hukuk ve cesaret sahibi olmaları gerekir. Aksi halde; biz farkında olalım veya olmayalım; bir de bakarız ki, eriyip-yok olup gitmişiz!

