Zaman su gibi akıp gidiyor. Bu iletişim çağında, zamanı iyi değerlendirebilenler, müthiş mesafeler katediyor. Bizim gibi, zamanı beyhude yere harcayanlar ile bunlar arasındaki mesafe de git gide açılıyor ve telafisi imkansız hale geliyor. Demokratikleşmemizi kin ve düşmanlık üzerine kurarak, onun nimetlerinden istifade edemedik. Yarım yüzyıldır, demokrasiyi dilimize pelesenk ettik ancak, onu kuvveden fiile çıkaracak adımları bir türlü atmadık, atamadık.
Şöyle geriye doğru bir bakın; Türk cemiyetinde CHP ile DP düşmanlığı, kini ve ayırımcılığı ile karşılaşırsınız. DP''nin iktidara gelişi ile ilk defa, CHP muhalefeti ile tanıştık. Bu, öyle yıpratıcı, yıkıcı ve inkarcı bir karşı koymaydı ki, muarızlarına; (Allah, bu milletin iktidarına CHP muhalefeti gibi bir muhalefet göstermesin!) dedirtmişti. Bu denli muhalefetin 10 senelik dönem itibariyle bilançosu; Millet iktidarının alaşağı edilmesi ve üç değerli siyaset ve devlet adamımızın ipe gönderilmesi ile her kademedeki bu iktidar mensuplarının zindanlarda çürütülmesidir!... Ardından yeni bir demokrasi denemesi.. CHP''yi yeniden muhalefete itiş ve AP''yi tek başına iktidara taşıyış.. Bu kez de, CHP muhalefetinin yanında, 61 Anayasası ile getirilen kurum, kuruluş ve kanunların iktidarın elini kolunu bağlaması.. Ona rağmen, yüzde 7 kalkınma ile yüzde 5''lik enflasyonla iş, tam rayına giriyordu ki, milletin seçtiği, kahir ekseriyetli iktidar, bir (muhtıra) ile uzaklaştırıldı.
Gelenler, 61 Anayasasını savunarak geldi. Ama, ilk işleri o Anayasayı ta''dil oldu! Bunun ardından ise, hiç de alışık olmadığımız koalisyon dönemleri geldi ki; bunların kendi parçalı halleri yetmemiş gibi, icraatlarında neredeyse devleti parçalı hale getiriyorlardı! 80 İhtilali, yasaklı siyaset ve nihayet, milletin soluklandığı Özal''lı seneler.. Türk demokrasisi en büyük şansını, 90''lı yılların başındaki SHP-DYP iktidarında yakaladı. Çünkü; 60 İhtilali''nden sonraki, sun''i koalisyon (AP-CHP-YTP) sayılmazsa, ilk defa sağ ile sol, kendi iradeleri ile yan yana geliyordu. Burada, Erdal İnönü''nün tavrı takdire şayan olup, demokrasimizin 40 senedir arayıp da bulamadığı uzlaşma ve hoşgörü ortamı sağlanabilmişti. Özal''ın 4 eğilimi uzlaştırıp barıştırarak iktidar olması, bu hoşgörü ortamına zemin hazırlamıştır. O''nun, demokrasimize olan bu hizmetini kimse inkâr edemez. Süleyman Demirel''in, yasaklı dönemden sonraki gelişini, bugün gibi hatırlıyoruz. Zira, gök kubbeyi yıkarak gelmişti! Açık, kapalı her mahfildeki söylem ve demeçleri, benim diyen solcuların beklentilerinden de öte idi!
Dünyadaki demokratik gelişmenin, son ürünlerini dillendiriyor ve dilinden insan haklarını, Paris Şartı''nı düşürmüyordu. Üstelik, ödünç oy isteyerek ve gökteki yıldızları vadederek iktidar oldu. İlk defa CHP muhalefeti olmadan iktidar oluyordu; artık CHP (SHP) yanında ve iktidar ortağı idi. İşte, bu fırsat heder edilmiştir. Bu, hoşgörü ve uzlaşı ortamından gereği gibi istifade edilmemiştir. Seçimler öncesi vaatlerden bir tanesi bile yerine getirilmemiştir. Ne Paris Şartı kalmıştır ortada, ne insan hakları ve ne de demokratikleşmek için en ufak bir adım ve bu uğurda herhangi bir gayret!.. Bugünkü koalisyon, geçen 50 sene içinde, demokratikleşebilme adına, yakalayabildiğimiz ikinci büyük fırsattır. Bari bu ziyan edilmese!

