Gazetedeki haberin başlığı korkunç.
mahkeme tarafından TCK'nin 456/4 maddesi gereğince ağır para cezasına
çarptırıldı. Ceza artırımına da gidilerek o dönemin parası ile 290
milyon 104 bin 465 Lira para cezası verildi. Ancak daha sonra Gülistan
Kızılkaya ve Muhsin Kızılkaya mahkemeye başvurarak karara itiraz etti.
Gülistan Kızılkaya şikayetçi olmadığını, "kendi kendisini karnından
yaraladığını" belirten bir ifade vererek, cezanın kaldırılmasını
sağladı. Böylece Kızılkaya cezadan kurtulmuş oldu. 2005'ten önceki yasa
nedeniyle kamu davası da açılmadı
.kendisinden. Amaç daha önce Birgün'de yazan, solcu bir Kürdün Ak
Parti'den vekil seçildiği için cezalandırılması olunca gazetecilik çok
da önemli olmuyor haliyle.
gazetede yazmıyor: Yok! Polis ifadesi var mı? Yok! Savcılık ifadesi?
Yok! Hâkim Gülistan Kızılkaya'yı duruşmaya çağırıp dinlemiş mi? Hayır!
Muhsin Kızılkaya'yı dinlemiş mi? Hayır! Peki bıçaklama hadisesine ait
bir delil, parmak izi ya da polis soruşturması var mı? O da yok!
olmalı ve onu yayınlamamışlar. O ikinci duruşma nasıl yapılmış?
Gülistan Kızılkaya ile Muhsin Kızılkaya'nın başvurusu ve itirazı
üzerine. Ama gazetenin yazdığına göre Gülistan Kızılkaya şikâyetini geri
çekmiş ve Muhsin Kızılkaya da para cezasından kurtulmuş. Yani Gülistan
Kızılkaya OLMAYAN ŞİKÂYETİNİ geri çekmiş. Muhsin Kızılkaya da
"tedbirsiz" davrandığı belirtilerek para cezasından kurtulmuş.
diye sıfatlandırdığı, savcının üzerinden hikâye uydurduğu Gülistan
Kızılkaya'yı ve suçlanan Muhsin Kızılkaya'yı ifadeye çağırmadan ve
dinlemeden gıyaplarında karar vermiş, sonra da bunu düzeltmeye
çalışırken olmayan şikâyetin geri çekildiği yolunda tutanaklara uydurma
bir beyan geçirerek ikinci bir kararla hatasını telafi etmeye çalışmış.
Her iki karar da baştan sona hukuksuz ve yok hükmünde"
okuduklarınız karışık gelmiş olabilir. Bu durumu biraz daha
netleştirmek için Muhsin Kızılkaya'yı aradım. "Gazeteci" akıl edip
Muhsin Kızılkaya'ya da sormadığına göre bu görev bize düştü. Muhsin
Kızılkaya ile aynı zamanda ta 1990 yılından bu yana Güneş gazetesinden
başlayan bir arkadaşlığım var. Hayatımda tanıdığım en munis
insanlardandır. Haberi işitince inanmak istemedim doğal olarak ama
insanız, hepimizin içine kurt düşüyor.
kazası. Evliliğimizin ilk yılları. Çocuğumuz yok o sırada. 2002 yılının
Ocak ya da Şubat ayı. Çok önemli değil, bir sıyrık ama yine de korktuk,
tetanoz filan olur diye kalkıp Alman hastanesi aciline gittik. Doktor
pansuman yaparken soruyor "nasıl oldu" diye. Eşim mutfakta iş yaparken
kendisini yaraladığını söylüyor. İşimiz bitti eve gittik. İki ay sonra
tarafımıza bir mahkeme celbi geldi. "Şu gün duruşmaya gelin" diyor. Ben
hemen bir arkadaşım var avukat, Mahmut, onu aradım git bir bak diye. O
da dosyaya bakıyor ki Alman hastanesindeki doktor eşimin yaralanmasıyla
ilgili bir rapor yazmış. Nasıl bir rapor olduğunu bilmiyorum... Acildeki
doktorlar meğer bu türden kazalarla ilgili raporları yazıp savcılıklara
gönderirmiş. Hâkim de savcının bu rapora dayalı olarak uydurduğu
hikâyeye dayalı iddianame ile hakkımızda ve gıyabımızda hüküm vermiş. Avukatımız
hemen itiraz etti tabii. Çünkü Ceza kararnameleri şikâyete dayalı
verilir. Oysa ortada ne bir şikâyet, ne bir polis ifadesi ne de
savcılık ifadesi var. Hâkim itirazımız üzerine yaptığı hatayı
anladı ve bize yeni bir duruşma yaparak eşime şikâyeti olup olmadığını
sordu. Şimdi geçmiş gün, eşim de herhalde "şikâyetçi değilim" filan
dediyse hâkim olmayan şikâyetini geri aldığını yazıp, beni de tedbirsizlikle nitelendirerek para cezasını kaldırdı.
döndük. Oysa şimdi rahmetli olan avukatımızın hatası, meğer bizim için beraat kararı aldırılması gerekirmiş.
Saçma sapan bir davaydı zaten. Bir mutfak kazasından başımıza ne işler
açılmıştı. Bu kadarıyla kurtulduğumuza şükrettik ve takip de etmedik
doğrusu.
başta kadınların kadınlara hakareti bu. Benim eşim dört dil bilen
İsveç'te öğrenim görüp okul bitirmiş bir kadın. Kendi açıklamasında da
belirttiği gibi değil 17 yıl, 17 dakika kendisine, şiddeti bırak, kötü
davranan biriyle yaşamaz. "Eşi korktuğu için böyle açıklama yaptı" demek onu aşağılamaktır. Neden onun beyanını esas almıyorlar nedeni belli. Ben Ak Parti'den değil de HDP ya da CHP'den vekil olsaydım bunlar başıma gelmezdi. O arşivciler de bu "belge"leri ortaya çıkarmazdı.
Gülistan ile o tatsız ve tuhaf mahkeme sürecinden sonra iki çocuğumuz
oldu. Çok mutlu bir aileyiz. Ben bırakın bir fiske vurmayı eşime
bağırmadım bile. Ama şimdi kızım bana soruyor "Baba sen annemi mi bıçakladın" diye.
Bu paçavra bana gazeteciliğin en temel ilkesini yerine getirip sormadı
bile "bu nedir" diye. Sormadı çünkü kurguladıkları bütün hikâye
değişecekti. Çamur atıp iz bırakmalıydılar.
Bunun yanı sıra eğer dosya duruyorsa beraat kararı aldırmamız lazım ama
dosya nerede bir bilgimiz yok. Bu belgeleri Birgün'e servis edenler
biliyor olmalı.
Parti Mersin Milletvekili Eşim Muhsin Kızılkaya'nın 2002 yılında beni
bıçakla yaraladığına dair bir haber, 27 Haziran 2015 tarihli Birgün
gazetesinde manşet olarak yayımlanmıştır. Haberin başlığında, yakın
geçmişte Mersin'de vahşice katledilmiş genç kızımız Özgecan'a atıf
yapılarak, aynı şehirden milletvekili seçilen eşimle "kadına şiddet"
konusunda bir bağ kurulmaya çalışılmış ve bahsi geçen iftira
sosyo-politik olarak banalleştirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımın yanı sıra İsveç vatandaşı olan bir
bireyim. İsveç'te okumuş ve büyümüş bir kadınım. Benim büyüdüğüm ülkede
kadına karşı şiddet en büyük insanlık suçudur. Dolayısıyla bana şiddet
uygulayan bir insanla değil 17 yıl evli kalmak, 17 dakikayı bile
birlikte geçirmem. Evde yaşanmış bir mutfak kazasından kaynaklanan
hadiseyi, yıllar sonra "kadına karşı şiddetin bir örneği" gibi
göstermek, önce bana, sonra çocuklarıma ve eşime atılmış bir
iftiradır. Haberi yapan gazetenin aynı siyasi görüş ve kimliği
paylaşmadıkları bir partiden eşimin milletvekili seçilmiş olmasına
tahammül edemeyerek, benim üzerimden ona saldırmak hiçbir ahlaka sığmaz.
Eşimle istediğiniz siyasi mücadeleye varsa siyasi fikirleriniz
üzerinden girebilirsiniz. Ancak bunu yaparken lütfen haber kisvesi
altında kirli operasyonlarınıza beni ve çocuklarımı alet etmeyin.
Ahlaksızca hazırlanan bu iftiranın asılsızlığını ortaya çıkarmak için bu
konunun takipçisi olacağımı kamuoyunun bilgisine sunarım."

