Kaydet
|

Doç. Dr. Ufuk Sözcü

Her selden sonra aynı cümleleri kuruyoruz. Birkaç yıl geçince dere kenarı yine “değerli arsa” gibi görünmeye başlıyor. Asıl problem, toplum olarak coğrafi hafızamızın kısa olması. Bir akarsuyun yatağı, suyun her gün aktığı dar kanaldan ibaret değildir. Akarsuyun büyük yağışlarda yayıldığı, binlerce yılda kendi taşıdığı alüvyonla kurduğu düzlük de onun yatağıdır. Dere taşkın yatağına belki on yılda, belki yüz yılda bir uğrar; ama mutlaka uğrar. Çözüm sihirli bir mühendislik projesi değil; coğrafyayı karar masasının başına oturtmak...

Türkçede gelişigüzel sohbete “havadan sudan konuşmak” diyoruz malum. Asansörde, otobüs durağında, apartman kapısında söyleyecek söz bulamadığımızda havaya sığınır ve ardı ardına “Yağmur yağacak mı, bu soğuk ne zaman geçer?” gibi soruları sıralarız. Deyimin arkasındaki kabulümüz, havanın da suyun da ciddiye alınmayacak kadar sıradan konu olduğudur.

Geçtiğimiz hafta -ve aslında uzun zamandır- yaşadığımız tecrübelerle bu varsayım çöktü. İstanbul'da ve yakın çevresinde hava ile su, can ve mal hesabının ta kendisi oldu. Bence deyimi artık tersinden okumanın vakti geldi: “Havadan sudan konuşmak, bugün konuşabileceğimiz en ciddi konudur.”

BİR HAFTANIN BİLANÇOSU

14 Ekim sabahı başlayan sağanak İstanbul'u iki gün boyunca kilitledi. AKOM verilerine göre Beykoz'da metrekareye 273,1, Sarıyer'de 208,1, Eyüpsultan'da 202,8 kilogram yağış düştü. İstanbul Valisi, 1942'den bu yana kente düşen en yüksek yağış olduğunu açıkladı. Bu felakette yedi kişi hayatını kaybetti.

Haberlerdeki bir detay, coğrafyayla hemhâl olan biri için üzücü oluyor. Ayazağa'da sel sularının arasından karşıya geçmeye çalışırken düşüp hayatını kaybeden yurttaşımızın bulunduğu caddenin adı “Dereboyu Caddesi”ydi. Kayıplardan birinin cansız bedeni “Kâğıthane Deresi”nin kenarında, bir köprü ayağına takılmış hâlde bulundu. Yer adları bize yıllardır o yerin coğrafyası hakkında bilgi veriyordu lakin biz onları yalnızca adres olarak okuduk.

YAĞMUR ARTMIYOR, HUYU DEĞİŞİYOR

Burada sık yapılan bir hatayı düzeltmek gerekiyor. Türkiye'de yıllık yağış toplamında ülke genelinde belirgin bir artış yok. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün değerlendirmesine göre 2025, metrekareye 414,9 mm yağışla son 61 yılın alansal olarak en az yağışın düştüğü yıl oldu. Aynı yıl kaydedilen 1.011 ekstrem (olağan dışı) hava olayının yüzde 27'si fırtına, yüzde 23'ü şiddetli yağış ve sel, yüzde 17'si dolu olayı ile gerçekleşti. 2026 yılında ise tam tersi bir durum yaşanıyor. Meteoroloji'nin eylülde yayımladığı rapora göre ocak-ağustos yağışları 1991-2020 ortalamasının yüzde 54 üzerinde gerçekleşti. Ardışık iki yıl iki ayrı tablo: Kuraklık ve sel, aynı madalyonun iki yüzü.

Bu durumun altında yatan basit bir fizik kuralı var. Isınan hava daha fazla su buharı taşır; her 1 santigrat derece ısınmada atmosferin nem taşıma kapasitesi yaklaşık yüzde 7 artar. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 2021 raporu, küresel ölçekte aşırı günlük yağışların ısınmanın her derecesinde yaklaşık yüzde 7 şiddetleneceğini, şiddetli yağışların çoğu bölgede daha sık ve daha şiddetli hâle gelmesinin muhtemel olduğunu söylüyor. Yani gökyüzünde gördüğümüz bulutlar şekil olarak aynı görsek de içlerinde daha fazla su barındırıp onu daha kısa sürede yeryüzüne bırakıyor.

Bu eğilimin izini tek tek olaylarda da sürmek mümkün. Eylül 2023'teki Daniel fırtınasının ardından World Weather Attribution grubundaki araştırmacılar, Yunanistan ile Bulgaristan ve Türkiye'nin selden etkilenen kesimlerini kapsayan bölgede, insan kaynaklı ısınmanın böyle bir dört günlük yağışı 10 kata kadar daha muhtemel ve yüzde 40'a kadar daha şiddetli kıldığını hesapladı.

Global tablo da aynı yönü gösteriyor. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) 2021 atlasına göre 1970–2019 arasında hava, iklim ve su kaynaklı tehlikeler bütün afetlerin yarısını, afet ölümlerinin yüzde 45'ini ve ekonomik kayıpların yüzde 74'ünü oluşturdu. Bu afetlerin sayısı 50 yılda yaklaşık beş kat arttı. Türkiye'de de seller, can ve mal kaybı bakımından depremlerden sonra ikinci, meteorolojik afetler arasında birinci sırada yer alıyor.

Bilimsel dürüstlük adına iki not düşmeliyim. Birincisi, WMO bu beş katlık artışı kısmen afet kayıtlarının iyileşmesine de bağlıyor. İkincisi, Türkiye'de istasyon verilerine dayanan eğilim çalışmaları bölgeden bölgeye farklı sonuçlar veriyor. Murat Türkeş ve arkadaşları 2007'deki analizi Akdeniz ve Karadeniz yağış rejimi bölgelerinde toplam yağışta ve yağış yoğunluğunda azalma bulmuştu. Dolayısıyla "her yere her yıl daha çok yağmur yağıyor" demek yanlış olur. Doğru cümle şu: Isınan bir atmosferde yağışın düzensizliği ve uç değerleri büyüyor. "Nadir hava olayları" diye kenara koyduğumuz günlerle daha sık karşılaşır olduk.

TOKAT'TAN BOZKURT'A: EZBERLENMEMİŞ DERSLER

Dar bir vadiye kurulmuş Tokat'ın ortasından geçen Behzat Deresi, Haziran 1908'de yaşanan sağanak yağışla birlikte kabararak taştı. Su yer yer üç metreyi buldu, dere çevresindeki dokuz mahalle harap oldu. Resmî ilk tespitler 17'si asker olmak üzere 225 can kaybından söz ediyor; tarihçiler Halis Cinlioğlu ve Ferit Acunsal ise sayıyı 500–520 olarak kaydetmiş. Tarihçi Erhan Afyoncu bu seli tarihimizin en büyük sel felaketlerinden biri olarak anlatıyor. Behzat Camii'nin duvarındaki Osmanlıca kitabe o felaketi hâlâ hatırlatıyor. Aynı dere 1949'da yine taştı; bu kez 22 kişi öldü ya da kayboldu.

Ama Tokat aynı zamanda bir başarı hikâyesi. 1955'te Orman Bakanlığı'nın erozyonla mücadele ve mera ıslahı biriminin başında Tokat'a gönderilen mühendis Kemal Aşk'ın ilkesi basitti: Yağmuru düştüğü yerde tutmak. Şehri çevreleyen dağları ağaçlandırdı; kayalık Gıj Gıj Dağı'na bile toprak taşıttı. Derelerde ıslah çalışmaları, ıslah barajları ve teraslamalar yaptı. Kentin sel riski büyük ölçüde ortadan kalktı ve Tokatlılar onu “Tokat'ı selden kurtaran adam” diye andı. Bu hikâyenin dersi coğrafyanın özüdür: Sel, derenin aktığı yerde değil, suyun toplandığı havzada yönetilir.

Yakın tarihimiz ise bu dersi yeterince hızlı içselleştiremediğimizi gösteriyor. Eylül 2009'da İstanbul'u vuran ve en ağır sonuçlarını Ayamama Deresi havzasında doğuran selde 31 kişi hayatını kaybetti. Sonraki değerlendirmelerde dere yatakları ile taşkın alanlarındaki yapılaşma ve suyun denize ulaşmasını zorlaştıran köprü ve menfezler öne çıktı.

Ağustos 2021'de Kastamonu, Sinop ve Bartın'ı vuran sellerde AFAD'ın bilançosuna göre 82 kişi öldü; bunların 71'i Kastamonu'daydı. Bozkurt'ta taşan Ezine Çayı ilçe merkezini âdeta ikiye böldü. Sinop'un Ayancık ilçesine bağlı Babaçay köyünde ise selde hasar gören ve yıkılması gereken yapılar arasında, 37 yıl önceki bir heyelanın ardından inşa edilmiş afet konutları da vardı. Bir afetten koruduğumuz insanları, farkında olmadan bir başkasının yoluna yerleştirmişiz.

Bunu tek bir kurumun ya da dönemin kusuru diye okumak kolay ama eksik olur. Her selden sonra aynı cümleleri kuruyoruz. Birkaç yıl geçince dere kenarı yine “değerli arsa” gibi görünmeye başlıyor. Asıl problem, toplum olarak coğrafi hafızamızın kısa olması.

TAŞKIN YATAĞI DERENİN MALIDIR

“Tabiat kendine ait olanı geri alır” sözü kulağa şiirsel geliyor ama aslında jeomorfolojinin basit bir tespiti. Bir akarsuyun yatağı, suyun her gün aktığı dar kanaldan ibaret değildir. Akarsuyun büyük yağışlarda yayıldığı, binlerce yılda kendi taşıdığı alüvyonla kurduğu düzlük, yani taşkın yatağı da onun yatağıdır. Dere taşkın yatağına belki on yılda, belki yüz yılda bir uğrar; ama mutlaka uğrar. Biz o düzlüğe “boş arazi” derken, dere için taşkın yatağı onun tapulu mülktür.

Bu yüzden dere ıslahı tek başına çözüm değildir. Amerikalı coğrafyacı Gilbert White, 1945'te yayımladığı “Human Adjustment to Floods” (Sellere İnsan Uyumu) çalışmasında, setler ve kanallar gibi yapısal çözümlerin taşkın ovasında daha fazla yerleşimi teşvik ettiğini, bu yüzden sel kayıplarını azaltmak yerine çoğu zaman artırdığını gösterdi. Tasarım sınırını aşan ilk büyük selde en ağır bedeli, kalabalıklaşmış taşkın ovası öder.

İklim değişikliği bu tuzağı derinleştiriyor. Kanallar ve menfezler tekerrür süresi mantığı gereği geçmiş yağış kayıtlarından hesaplanan “50 yılda bir” ya da “100 yılda bir” debilere göre boyutlandırılır. Uç yağışlar sıklaştıkça bu hesapların dayandığı geçmiş, geleceği temsil etmez hâle geliyor. Islah edilmiş bir derenin kenarı bu nedenle güvenli bir yer değil; yalnızca güvenliymiş gibi görünen bir yerdir.

ASFALTIN ALTINDAKİ DERELER

İstanbul'un semt ve cadde adlarına bakın: Ihlamurdere, Büyükdere, Kurbağalıdere, Cendere, Haramidere, Dereboyu… Şehir, unuttuğu derelerin adını taşıyor.

İTÜ'den Hülya Dinç'in 2019'da Planlama dergisinde yayımlanan çalışması bu unutkanlığı sayıya döküyor. 2007 tarihli haritalara dayanan analize göre İstanbul'un içme suyu havzaları dışında kalan yaklaşık 2.740 kilometrekarelik bölümünde 168 dere havzası ve yaklaşık 3.344 kilometre uzunluğunda akan dere var. Bu derelerin yüzde 27'si, yani 901 kilometresi ıslah adı altında doğal yapısını yitirmiş, 421 kilometresi kapalı kesitlere alınarak tamamen örtülmüş. Tarihte Lykos adıyla bilinen Bayrampaşa Deresi, 1950'lerde kapalı kanala alındı; bugünkü Vatan Caddesi bu derenin güzergâhından geçiyor. Dereler yok olmadı; yalnızca görünmez oldu.

Görünmeyen dere unutulur, unutulan derenin kenarına yapı yaklaşır. Mevzuat da bu yönde esnedi: Dinç'in aktardığına göre İSKİ yönetmeliğindeki dere koruma bandı 1984'te derenin iki yakasında 100 metreyken 2013'te 10 metreye indirildi.

Sonra toprağın kendisi kayboldu. Yağmur toprağa düştüğünde bir kısmı sızar, bir kısmı bitki örtüsünde tutulur, kalanı yavaş yavaş dereye iner. Asfalt ve beton ise suyu tutmaz; bir tepsi gibi olduğu gibi akıtır. Hidrolojide klasikleşmiş bir çalışma olan Hollis'in 1975 tarihli makalesine göre kentleşme küçük taşkınları on kata kadar büyütebiliyor; havzanın yüzde 30'u kaplandığında 100 yılda bir görülen taşkın bile iki katına çıkabiliyor. Üstü örtülmüş, daraltılmış bir kanala geçirimsiz yüzeylerden hızla toplanan su yüklendiğinde sonuç geçtiğimiz hafta ve daha önce de tecrübe ettiğimiz tablodur: Kapak kalkar, su eski yatağını bulur.

COĞRAFYAYA KULAK VERMEK

Çözüm ‘sihirli’ bir mühendislik projesi değil; coğrafyayı karar masasının başına oturtmak. Bu noktada dört önerimiz var.

Birincisi, taşkın yatakları yeni yerleşime kesin olarak kapatılmalı. Dere ve taşkın alanları havza ölçeğinde haritalanmalı, bu haritalar imar planlarının bağlayıcı altlığı olmalı. Hiçbir af ya da istisna bu alanlara dokunmamalı.

İkincisi, mevcut yerleşimler için radikal ama planlı kararlar alınmalı. Taşkın yatağındaki yapıları yerinde bırakıp her selden sonra onarmak, sıkıntıyı bir sonraki sele ertelemektir. Hollanda bunu "Nehre Yer Aç" programıyla yaptı. 1993 ve 1995 taşkınlarından sonra ağırlığı setleri yükseltmekten nehre yer açmaya kaydırdı. Yaklaşık 2,3 milyar avroluk, 30'u aşkın projeden oluşan programda setler geri çekildi, taşkın ovaları alçaltıldı, yan kanallar açıldı. Bölgede yaşayan 60 hane ve 25 çiftçiden 22 hane ve 8 çiftçi kaldı, ayrılmak isteyen çiftçilerin zararı tamamen karşılandı. Kamulaştırma, arsa takası, hak sahipliği gibi araçlarla bizde de insanları mağdur etmeden ama kararlılıkla yapılabilir.

Üçüncüsü, kent suyu emmeyi yeniden öğrenmeli. Uygun yerlerde üstü örtülü derelerin yeniden açılması, otopark ve kaldırımlarda geçirgen kaplama, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar. "Sünger kent" adı verilen bu yaklaşım, suyu bir an önce borulara sürmek yerine düştüğü yerde tutmayı hedefliyor.

Dördüncüsü, coğrafya okuryazarlığı. Ev alan bir vatandaş tapudan önce o parselin taşkın haritasına bakabilmeli. Okulda öğrettiğimiz akarsu ve havza bilgisi, yakından uzağa ilkesi çerçevesinde mahallenin kendi deresini tanımakla başlamalı. Nil’in uzunluğunu ve yerini öğreten sistem Geksi Deresi’nin yerini ve yapısını da öğretmeli. Bilginin can kurtardığını gösteren veri de var: WMO'ya göre erken uyarı sistemleri ve afet yönetimindeki gelişmeler sayesinde hava, iklim ve su kaynaklı afetlerde yıllık ölüm sayısı 1970'lerdeki yaklaşık 50 binden 2010'larda 20 binin altına indi.

Havadan sudan konuşmayı küçümseyen deyim, insanın doğaya tepeden baktığı bir çağın deyimiydi. Hava da su da kendi kurallarıyla işliyor ve bu kurallar hiçbir imar planını tanımıyor. Tabiat kendine ait olanı geri alacak. Mesele, bunu yaparken canımızı ve emeğimizi de yanında götürüp götürmeyeceği...

.....

Kaynaklar

Dinç, H. (2019). Arazi kullanım kararlarının dere sistemleri üzerinde fiziki etkisinin analizi ve kentsel yaşama yansıması: İstanbul'da su baskını, sel ve taşkın risk değerlendirmesi. Planlama, 29(2), 147–170. https://doi.org/10.14744/planlama.2019.05706

Hollis, G. E. (1975). The effect of urbanization on floods of different recurrence interval. Water Resources Research, 11(3), 431–435.

https://www.dutchwatersector.com/news/room-for-the-river-programme-completes-its-largest-depolderingproject-noordwaard-the

Intergovernmental Panel on Climate Change. (2021). Climate change 2021: The physical science basis. Contribution of Working Group I to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/9781009157896

Meteoroloji Genel Müdürlüğü. (2026). 2025 yılı Türkiye iklim değerlendirmesi. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. https://www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/yillikiklim/2025-iklim-raporu.pdf

Reuters. (2021, 1 Eylül). Weather disasters killed 2 million in last 50 years, UN agency says. The Business Standard. https://www.tbsnews.net/world/weather-disasters-killed-2-million-last-50-years-un-agency-says-296167

Türkeş, M., Koç, T. ve Sarış, F. (2007). Türkiye'nin yağış toplamı ve yoğunluğu dizilerindeki değişikliklerin ve eğilimlerin zamansal ve alansal çözümlemesi. Coğrafi Bilimler Dergisi, 5(1), 57–73. https://doi.org/10.1501/Cogbil_0000000073

White, G. F. (1945). Human adjustment to floods: A geographical approach to the flood problem in the United States (Research Paper No. 29). University of Chicago, Department of Geography.

World Meteorological Organization. (2021a, 1 Eylül). Climate and weather related disasters surge five-fold over 50 years [Basın bülteni]. https://wmo.int/node/24259

World Meteorological Organization. (2021b). WMO atlas of mortality and economic losses from weather, climate and water extremes (1970–2019) (WMO-No. 1267). https://wmo.int/publication-series/wmo-atlas-of-mortality-and-economic-losses-from-weather-climate-and-water-extremes-1970-2019

Geniş Açı - Fikir ve tartışmada son yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.