GÜNÜBİRLİK şarkılar dönemindeyiz. Oysa biz bir melodiyi yıllarca dinleyen, söyleyenlerdeniz. Eskiden günler, haftalar, yıllar uzundu. Ve ömür elâ gözlere bitmez tükenmez görünürdü.
Yaz onsekiz...
Her gün yeni bir hayatı, bolca, savrukça, deli dolu yaşar, bahçe sinemalarında iki simit bir gazozdan ibaret zenginliğimizle dünya bizim etrafımızda dönüyor sanırdık.
Artık yaşlarımız son istasyonlarda. Dünlere ve dünki sevdâlara hasret hasret bakınmaktayız.
* * *
Ahh.. Nerde o Baki Çallıoğlu''nun filmi: İstanbul sokakları ve Abdullah Yüce''nin taş plâkları?..
* * *
Ömür, sanıldığından daha kısa.
Kalb, bildiğinizden daha da küçük. Sevgiden, özlemden ötesi sığmıyor. Biraz pişmanlık, belki de gönül kırıklıkları, hepsi o.
Gecedir, yağmur, yağıyordur, yüklü kamyon üstlerinde yolculuktasınız. Yıkık dökük şoselerde ihtiyar motorun tak takları...
Uzakta, karanlığa yayılmış gözüyaşlı türküler ve Abdullah Yüce''nin taş plâkları.
* * *
Niye ağladığınızı bilmediğiniz saatler.
Kucağınızda, evdekilere aldığınız ucuz hediyeler...
Yitik köylerden gelen cılız havlamalar; kara-kuru, verimsiz ahlat silüetleri; susuz, yanık, karanlık tarlalar.
"Uzayıp giden o tren yolları"
Tahta çantanızda Kerem ile Aslı kitapları.
Aaah... Canevinizde Abdullah Yüce''nin taş plâkları.
* * *
Bizim nesil öyledir.
Şoseli, kamyonlu, helva-ekmek öğünlü, bol hayalli, hemence sevinmeli, kırılıvermeli...
Yoklar ve azlar arasında... Olmayacak hevesler kıyısında, mutlu bir kuşak. Kerrat cetvelinden kompütere, kurmalı gramofondan CD''lere ve uzaya öle kala erişen yaralı nesil.
Ohh demeden göçüp gitmiş anaların çocukları.
Şehid dedeli, yamalı gençlik.
* * *
Aaah ah... Nerde o düz damlı, boyasız kerpiç evlerin pencereleri çiçekli çıkmaz sokakları... Ve Abdullah Yüce''nin taş plâkları?
* * *
Karârım karar.
Yarından tezi yok arayacağım. Abdullah Yüce''nin kasete geçmiş feryatlarını alacağım.
20''li yaşlarımı yeniden yaşayacağım.
Tutmayın, tenhalarda bir güzel ağlayacağım.
Aklıma dostlarım gelecek, akranlarım, erken yitirdiklerim.
Kaş ile göz arası seviverdiklerim.
* * *
Sâhi, nerde o binmeye doyamadığım köyümün rahvan atları, Yusuf ile Züleyha kitapları?
Abdullah Yüce''nin beni anlatan taş plâkları?
* * *
Keşke gene o yağmurlar yağsa, güpegündüz ıslansam.
Ellerim ceplerimde dolaşsam. Bir kamyon beni görse, varıp atlasam. Bir daha yakalasam, hüzün dolu, gene de coşkulu uzakları...
Ama; nerde, nerde o Abdullah Yüce''nin taş plâkları?

