Kaydet
a- | +A

NE demişiz?.. "Bundan önceki dokuz cumhurbaşkanının beşi dâhî, dördü de yıldız adamdı."

Bu tesbitin neresi yanlış?

Atatürk, İnönü, Bayar, Özal ve Demirel''in dehâsını inkâr mümkün mü? Gürsel, Sunay, Korutürk ve Evren Paşalar ise kendi dönemlerinin en öndeki yıldız adamları değil miydiler?

Hak yemeyelim.

* * *

Bu dokuz karakter en zor zamanlarda:

Cephelerde takır takır vuruşarak,

Demokrasiyi büyüterek,

İstikrar uğruna dört dönerek,

Sanâyileşmek için çırpınarak, Türkiye''yi omuzlayan müstesna adamlardır.

Söyler misiniz, hangisinin namusunda kıl kadar eksiklik var? Bir de kalkıp "Türkiye bu kişiler yüzünden bu hallere düştü. Onları niye övüyorsun?" diye soruyorsunuz.

Yapmayın.

Bu sualde sadece cehalet değil, merhametsizlik de yatıyor ve elbet sahibini utandırıyor.

* * *

Bir saniye dikkat! 1965''de 400 milyon dolarlık ihracat 1999''da 30 milyara yükselmiş. Büyüme 70 kat.

İki üniversiteden 76 üniversiteye uzanmışız. Büyüme 38 kat.

Kişi başına gelir 250 dolardan 5.000 dolara fırlamış. Büyüme 20 kat.

İnsan biraz sıkılır. Türkiye''yi sevinilecek sür''atlere taşıyanlar arasında bu isimlerin hiç mi emekleri geçmedi?

* * *

Siyâsîlere, liderlere, Cumhurbaşkanlarına uluorta sataşma alışkanlığı artık yer diplerine batmalı.

Bu yol yol değil.

Ortalığa, üç-beş menfî yazarın kara kızıl gözlüğüyle yaklaşmak yanıltıcıdır. Ülkeye biraz yukarıdan ve 1920''lerle 50''leri, 50''lerle 2000''leri kıyaslayarak bakmak zorundasınız.

Aksi halde haset erbâbının, yıkım ekibinin ekmeklerini yağlar, nankörlük duvarları arasına hapsolursunuz.

Bunun öteki adı bahtsızlıktır.

* * *

Türkiye bu adamlar yüzünden "bu hallere" düşmüş.

Hangi hallere?

Yolların arabayla dolduğu, Avrupa''yla Gümrük Birliği''ne ulaşıldığı hallere mi?

Yeryüzünün en büyük beş askerî gücü arasına girdiğimiz, ekonomide ilk onaltıya eriştiğimiz hallere mi?

Patika yollardan otoyollara uzandığımız hallere mi?

Yüz evin 97''sinde televizyon ve buzdolabı olan hallere mi?

* * *

Bırakın bu ağlamaları.

Dönüp ardınıza bakın. Ve dünlerle şimdileri kıyaslamayı öğrenin.

Hâlâ üstesinden gelinemeyen eksiklikler yok mu? Elbette var. Ama bu; büyüyen, sanâyîleşen, üreten, dünyada yer edinmek isteyen her ülkenin derdidir.

Bırakın şu ağlamaları.

Bir geldiğimiz, bir de vardığımız adresleri düşünün. Veee, nankörlüğün dişlerini kırın artık.