ADAMIN yolu bir köye düşmüş. Selâm sabahtan, yeyip içmeden sonra köylünün biri sormuş:
-De bakalım, İslâm''ın şartı kaç?
Adam; bir iki yutkunup, etrafını saran kalabalığın tebessümünden de cesaret alarak "Yüz" demiş:
-Ne, yüz mü?.. Getirin falakayı!
Adamcağız şaşkınlıktan bağırmaya başlamış:
-Yanlış söyledim, yüzelli!
Ondan sonra, yer misin, yemez misin... Sopalar da yanılmazlaşınca bizimki bir hamle daha yapmış:
-İkiyüzelli!
Sizin anlayacağınız, adamı bir güzel haşat edip bırakmışlar. Ayak tabanları patlayan, şahrem şahrem kanayan adam bin zahmetle kendini köyün dışına atıp ta kuru bir ağaç gölgesinde inleyip uğunurken ne görsün, yeni bir yolcu aynı köye doğru atını tepikleye tepikleye gitmiyor mu?
Heyecanla ve ağlamaklı bir sesle bağırmış:
-Hemşehrim, bu yana baksana!.. İslâm''ın şartı kaç?
Yolcu "beş" deyince de başlamış gülmeye:
-Sen hepten yandın kardeşim. Ben 250''ye kadar çıkmışken bak ne haldeyim?
* * *
Hikâye bu ya, bir Çerkeze sorulmuş:
-İslâm''ın beş şartını say!
Adam hiç duraklamadan cevaplamış:
-At, avrat, yamçı, kamçı, silâh!
Bu türlü lâtifeler nereye çekerseniz o yana gider. Ama üzerine ciddiyetle eğilirseniz bu lâtifelerden çıkarılacak dersler olduğunu görürsünüz.
İlk hikâye, cehaletin gevezelikle örtülemeyeceğini anlatır. Adam hem bilgisiz, hem patavatsız. Denmek isteniyor ki: Dürüst olunuz. Toplum bilgisizliği hoş görebilir fakat bilgiç görünenleri aşağılar... Sonları komik ve hazin olur.
* * *
Çerkez fıkrasına gelince... Orada asıl verilmek istenen; her ırkın, her toplumun farklı özellikleri ve sevdâları olduğudur. Yoksa her Çerkez, İslâm''ın beş şartını konuşmaya başladığı günden îtibaren bilir.
* * *
Bizde böylesi hikâyeler kat''iyyen yadırganmaz. Dahası, bu türlü lâtifelerle inanç temellerimiz şuur altlarında çakılı tutulur. Değişik bir öğreti tarzıdır. Bir turist bile bu hikâyelerden birini işitince Müslümanlığın beş şartını öyle bir öğrenir ki, kolaysa unutsun.
* * *
Bu da bildiğiniz hikâye... Adam ruh hekimine dert yanmış:
-Mutsuzum, ümitsizim, yarınımdan endişeliyim. Hep hüzünlü ve tedirgin yaşıyorum. Aklım fikrim ağlamakta, gülemiyorum.
Hekim, "Şu karşı meydanda bir sirk var. Git oraya, akşamları sirkin palyaçosunu seyret. Hem katıla katıla gülersin, hem de mutlu olursun" deyince,
Adam boynunu büküp cevaplamış:
-O palyaço benim efendim.
* * *
Peki, şimdi siz söyleyin... Bu fıkrada verilmek istenen ne?

