Kaydet
a- | +A

GERÇEK nedir? Gördüğümüz, duyduğumuz, öğrendiğimiz mi? Dokunduğumuz, tattığımız, akıl ile varabildiklerimiz mi? Hayır. Gerçekler, bizi biz kılan görünmezler ve ulaşılmazlardır. * * *

Bakın, aklın milyon yılda ulaştığı modern tıb bugünlerde darmadağın. Bütün tedâvi usulleri yeni bir yüzyılın eşiğinde tek tek redde uğruyor. Alternatif Tıb diye müthiş bir bilinmez karşısındayız. Biyo enerji, bütün ilâç firmalarını korkudan titretiyor. Binyıllardır süregelen tartışılmaz gerçekler şimdi dökülecek çöp sepeti arıyor. Gerçek nerede sahi? * * * Rasyonalizmin can çekiştiği apaçık. "İki kere iki dört" inatçıları büyük yenilgiler öncesinde. Daha düne kadar "Kocakarı ilâcı" dediğimiz tabii iyileştiriciler şimdi Batı''nın yana yakıla aradığı baş tâcı. Gerçek nerede öyleyse? Bütün gerçekler bir bir yok oluyorken biz "Son gerçeğe" ne vakit erişeceğiz? İnsanlığın ömrü buna yetecek mi? * * * Derlerdi ki, "Aslı yok astarı yok hurâfelere inanmayalım" Peki, masalların aslı astarı var mı? Destanların, efsânelerin var mı? Romanların, hikâyelerin, şiirlerin var mı aslı astarı? Yok. Ama biz onlarla şahsiyet ve sür''at kazanıyoruz. Yön buluyor, kendimizi ölçüp biçmeyi onlarla öğreniyoruz. * * * Demek ki, asıllı ve astarlılar değil, asılsız astarsız sayılanlar daha önemli ve büyük. Dünya; asılsız astarsız sandığımız, yanlış göstermeyen terazilerle tartılıyor. İnsan da. * * * Gerçek, asıl ile astar ötesinde uzaklarda bir yerde. * * * Bizler; bilineni, görüneni, duyulanları basamak basamak çıkıp "asılları" aşarak hakikatlere ancak yönelebiliyoruz. Bu yolculuk biteceğe benzemiyor. Yani, iki kere iki kat''iyyen dört etmiyor. * * * Son, kat''i, boyutlar ötesi gerçek, bilinenlerin çok yukarısında. Oralara ilimle ulaşılacak. Bu yokuş öylesine zorlu ki, tek başına ilim de kâfi değil. Yanına ille de irfânı, millî kültürü, sanatı ekleyeceksiniz. Yetmez... Tefekkürü de. Yetmez... Boyun büküklüğünü, teslimiyeti de. * * * Yetmez... İnancı da.