GEZİ notları, seyahatnâmeler ilgi toplar. Bu konuda Mehmet Turgut''un, Yavuz Bülent Bakiler''in, Falih Rıfkı Atay''ın, Yılmaz Altuğ''un, Oktay Aslanapa''nın, Sadun Boro''nun, Gülten Dayıoğlu''nun pek sevimli ve örnek eserleri yayımlanmıştır. Gezi notlarında esas; yerel kültürü, yaşayışı, canlı ve düzgün bir anlatımla vermektir. Şaşılası gerçekleri, sevimli zıtlıkları, bilinmeyen özellikleri sunmaktır. Bu alanda ne gevezeliğe yer vardır ne de ansiklopedik bilgilere. * * * Profesör Orhan Kural yüz şu kadar ülkeyi dolaşmış ve beş kitap hazırlamış. Okudum. İçim sızladı. Kitaplarında hep gezdiği ülkeleri öven ve sık sık Türkiye''yi yeren hatta küçük düşüren pasajlar görüyorsunuz. Yazar kendi diline de hâkim değil. Bir profesörden umulmayacak hatalara, yanlışlara düşüyor. Zaman zaman da ideolojik ve maraz yüklü saplantılara giriyor. Keşke yazmasa ve keşke orta yere "Gezginci" diye çıkmasaydı. Kimse bu yüzden Orhan Kural''ı ayıplamazdı. * * * Şu cümleye bakınız: "Saha''lar 1917''den itibaren LÂTİN ALFABESİNİ KULLANMAYA başlamışlar. LÂTİN ALFABESİ 22 yıl KULLANILMIŞ. Sonra Kiril ALFABESİNİN KULLANIMINA geçilmiş. Sahalar, KULLANDIKLARI dile..." Dikkat, türkçenin canına okuyan bir profesör karşısındayız. Böyle bozuk cümlelere her sayfada defalarca rastlıyorsunuz. Sıkıntı verici bir manzara. * * * Beyefendi, Bolivya''yı anlatıyor; ilk cümlesi şu: "Che Guevara''yı kim sevmez ki?" Nerden biliyorsunuz sayın profesör? Sözgelimi ben sevmiyorum. Hem ne vakit halk oylaması yaptınız da böyle sakil bir hükme ulaştınız? Hayret... Gezi notlarına gerilla propagandası sıkıştırmak ta ne oluyor? Bay Orhan Kural olabildiğince savruk, istikametsiz ve hayret edilecek kadar zayıf. * * * Yazar bir Yakutistan şehrinden sözediyor:
"Nüfusu sadece 200 bin olan bu küçük kentte bu kadar büyük bir hastahane! Şaşmamak elde değil. İşte insana ve insan sağlığına saygı böyle olur. Hayranlıkla bu hastahaneye bakarken; ülkemizi, nüfusu 10 milyonu aşan İstanbul''u ve dolayısıyla da hastahanelerimizi düşünüyorum da... Neyse, moralinizi bozmayayım." Orhan Kural belli ki İstanbul''u tanımıyor. Bölge çapında yirmiye yakın devâsa hastahaneyi ise hiç görmemiş. Hayret. Şimdi de perhiz ile lâhana turşusu perîşanlığına bir örnek. Az önce hastahane binasına bakıp bakıp hayrânı olduğu şehrin bu defa (büyük bir hesapsızlık ve unutkanlıkla) halkını anlatıyor: "Bu kentte insanlar sık sık saati soruyorlar. Çoğunda kol saati yok." Tökezleme dediğiniz de işte bu kadar olur. * * * Yazarın kitaplarında masa başında edinilmiş yığınla ansiklopedik bilgi yer alıyor. Ve sayısız yanlış. Bir yavru kuş ağaçtan düşmüş te, başı taşa çarpınca "Şili" diye ses çıkarmış. Şili adı oradan geliyormuş. Değil. Şili, yerel dilde "Dünyanın öbür ucu" demektir. Bay yazar oraya kadar gidiyor ve Şili adının aslını öğrenemeden dönüyor. Yemen''in o güzelim kerpiç binalarına da"çamurdan ev" diyor, iyi mi? Orhan Kural''ın gezi notları hiçbir edebî değer taşımaz. Üslûp yok, gevezelik bol. Kâğıda ve mürekkebe ise yığınla işkence var. * * * Görüyorsunuz, ülkemizde ne profesörler yetişiyor?

