NEYE üzülürüm bilir misiniz?
Dosdoğru bir mutfak kültürümüzün; banyo, temizlik, sofra, hatta spor ve eğlence kültürümüzün henüz oluşmadığına. E, onlar olmayınca da: Mutfak tüpünü kapatmayız. Hortumun çatlak, detantörün yıpranmış olduğunu akıl etmeyiz. Ertesi sabah bir kibrit çakılışı ile; ev de, eşya da, çoluk çocuk da berhava. - Ne olmuş, ne olmuş? - Efendim tüp kazâsı!. Yalan. Bal gibi kepazelik. * * * Çünki, herifçioğlu veya herifçioğlunun karısı ne mutfağın farkında, ne mutfak tüpündeki dehşetin. - Tüh, tüh, tüh... Gencecik kız banyo yaparken tüp zehirlenmesinden ölmüş. O da yalan. Tüpün suçu yok ki. Eksik olan, o genç kızdaki bilgisizliktir. Ne vasistası açar, ne bacayı kontrol eder. Sonra? - Efendim, kazâ... Hayır. Asıl sebep; şehre şehrin gereçlerine, nüktelerine, şehirliliğe inatla karşı durmaktır. Bizim insanımız cehaletten ve umursamazlıktan ölüyor. * * * Nüfusumuz ne kadar?.. 65 milyon. Bunların hepsi yaşıyor mu? Hayır. Taş çatlasa 300 bin kişi hayatın tercümesini doğru yapabilir. Çünki, yaşama kültürü de henüz yeterince edinilmiş değil. Söyler misiniz? Tadına vara vara sonbaharla dostluk kurabilen, sonbaharı anlayabilen; ondan zevk, estetik, heyecan koparabilen kaç kişi var? * * * Söyler misiniz? Porselen demlikte çay tıkırdıyorken yarım damla bergamut esansı ekleyebilen veya bu güzelim mârifeti duymuş olan kaç kişi var? Bırakalım palavrayı. Yaşamanın merkezine nasıl varılır önce onu öğrenelim. * * * Tamam; Türkiye ancak 50 yıl önce doymaya, giyinmeğe, gezinmeğe başladı. İyi de 50 yıl az zaman mı? Hâlâ mevsimlerin farkında değiliz. Mesele fakirlik zenginlik meselesi değil, görgü ve bilgi konusudur. Hayat ile karşılıklı bakışma, mevsimlerle ahbaplığı becerebilme, kendi özümüze saygılı davranma meselesidir. Olmuyor. Çoğumuz işte öylesine yaşayıp gidiyoruz. * * * Sofra kültüründe gerilerdeyiz. Spor ve eğlencede elimiz ayağımıza dolanıyor. Sevinelim derken komşunun balkondan bakan oğlunu kurşunluyoruz. Birlikte şaşıralım. Zenginlerimiz de o varlığın hakkını veremiyor. Zenginliğin ne demeğe geldiğini bilmiyor. Sarraf evlerine; ihracatçı, fabrikatör, incir-fındık milyarderlerinin evlerine gidin, bir tane galeriden alınmış resim göremezsiniz. Böyle zenginlerin işte böyle; tüpten, sobadan zehirlenen hemşehrileri olur. * * * Bir de kalkar, Avrupa Birliği''ne bizi niye almıyorlar diye tafralanırız. Hayatı ciddiye almayanların Avrupa''da işi ne?

