Kaydet
a- | +A

DAHA bir nesil öncesine kadar övünecek tek iftiharımız yoktu. Sarsakça, acıklı gülümsemeler içinde ona buna hayran geçinip gidiyor ve bu geçinip gitmeleri "yaşamak" zannediyorduk.

Kendinden evvelkilerin hikâyelerine, "Hey gidi günler" ohlamasıyle bakınan bu nesil; Galata Köprüsü, Şehzadebaşı kantocuları ve İzmir saat kulesiyle örülü hâtıraları, ağızlar kulakta dinleme alışkınıydı.

Basbaya gariptik işte.

* * *

Sonra ne oldu dersiniz?

Bizden önceki yoksul kuşak ansızın övünmeyi akıl etti. Çengelköylüler salatalıklarıyle, Mecidiyeköylüler dutları, Beykozlular ise paça çorbalarıyle göğüs kabartmaya başladı.

Derken...

Silifkeliler, "Biz bir yoğurt yaparız ki" efelenmesine durdular. Aydınlılar, "En güzel zeybeği biz oynarız"a yanaşınca, Erzurumlu kardeşlerim "Bizdeki soğuk kimsede yok" höpürdeyişiyle herkesleri bir yaman susturdu.

Övünmeyi usul usul öğreniyorduk sizin anlayacağınız.

* * *

Sonracığıma, bu övüngenlik köy ve kasabaları geçip bölgesel kubarmalara dayandı:

"En iyi çay Karadeniz Bölgemizde"

"En tatlı buğday İç Anadolu''da"

"En güzel şelâleler Doğu''da"

"En müthiş hediyelikler Güneydoğu''da" çalımıyle düz duvarlara tırmanılıyordu.

* * *

Bizim kuşak ise ayrı bir âlemdi ve biraz da inatçı. Övünmelerimiz artık sınır aşan konumlara terfih etmişti.

"Balkanların en büyük oteli"

"Kafkasların en verimli mandırası"

"Ortadoğu''nun en yüksek sineması" bağırışları gayri gazete başlıklarında seyirtiyordu.

Nereden nereye gelmiştik...

* * *

Yeni nesil övünme bayrağını bizden alıp da kaçıverdi. Yükseklerden dört bir yana şakır şakır nâralandı:

"Bu ülke Asya ile Avrupa arasında köprüdür"

"Biz bir dünya devletiyiz"

"Ekonomide ilk onaltıya, askeriyede ilk beşe giriyoruz"

"Artık bir sanâyi ülkesiyiz"

* * *

Silivri yoğurdundan, Kumkapı marulundan, sanâyi ülkeliğine...

Haklı mıyız, haksız mıyız, tartışmam.

Ama hayallerimizin hangi kuytulardan çıkageldiğini ve nerelere uzandığını bugün apaçık görmekteyiz. Manzara; sarsakça, biraz da acıklı tebessümler içinde gezinen yırtık ve yamalı insanımızın diklenişini, doğruluşunu işaretlemekte.

* * *

Yıl 2000

Muhtarın, köy bekçisinin, jandarma onbaşısının huzuruna titreyerek, el öperek yaklaşan bir millet şimdi Cumhurbaşkanı beğenmiyor.

Artık ucuz övünmeler gitmiş; iri, hacimli haklar peşine düşmüşüzdür. Demek akıllanıyoruz, demek güzelleşiyoruz, demek gerçekten büyüyoruz.

Dedesi yarım çarıkla dolaşan, cep telefonlu şimdiki nesil...

Merhaba güzelim!