Kaydet
a- | +A

ELLİ yıl önce "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulduğunda beş yaşındaki Ayşe "Gelin" diye cevaplardı. Akranı Oktay''ın ise gönlünde hep jandarma veya bekçi olmak yatardı. Çünki minik dünyalarında sadece anneler, gelinler, jandarmalar, bekçiler vardı. Kırk yıl öncesinde bu defa Ayşeler öğretmenliği, Oktaylar şoförlüğü ister oldular. Dünya da, çevre de hızla değişiyordu.

***

Otuz yıl evvelinin çocukları ise hayal büyüttü. Kimi valiliği özlüyordu, kimi mîmarlığı.. Geldik günümüze. Bacak kadar çocuk artık endüstri ile, uzayla, bilgisayarla, televizyonla yan yanadır. Hiç birinin hesabında bekçilik te yok gelin olmak ta. Şoförlük gayri sıradan bir iştir. Bu hayal genişliği, büyüyen yepyeni arzular, ülkenin nerelere geldiğinin sevimli grafikleri gibi.

***

Bir dost geçen yıllar içinde şöyle demişti. "Lâfa bakma, çöplüklere bak..." Sonra da izah etmişti: "Bir ülkenin kalkınmışlığı çöplüklerden anlaşılır. Atılan iskemleler, radyo parçaları, poşetler, eskimiş masa saatleri, teneke kutular, cam eşya, gazeteler, hatta çamaşır ve bulaşık makina parçaları gelişmenin aynasıdır." Düşünmüş ve hak vermiştim. O bıkmaz usanmaz "Bittik battıkçılara" tavsiye ederim. Arada bir çöplüklere baksınlar da çör çöp akıllarından utansınlar.

***

Şu ânda bazıları sinirlendi ve içten içe söylenmeye başladı, biliyorum. Şunca yoksul neyin nesi diyecekler. Haklıdırlar ama, her ülkenin ve dönemin kendine has yoksulları olacaktır. Dünyanın en zengin memleketlerinde bile o imkân ve bolluktan nasibini alamamış kesimler mevcut. Bir de kıyas meselesi var. Arhavi''de ayda 150 milyon kazanan adam varlıklı, Bandırma''da orta halli, İstanbul''da yoksuldur. 600 milyon maaşlı Orhan Bey; Bolu''da zengin, İtalya''da kör-topal, Amerika''da fakirdir. Gelir ile zenginlik, kültürler ve coğrafyalar işin içine girince renk değiştiriyor.

***

Medeniyet geliştikçe ihtiyaçlar bollaşıyor. İhtiyaçlar çoğaldıkça da gelirler yetmezleşiyor. Bu böyle sürer gider. Mesele biraz da yaşamayı öğrenmekte ve fuzûlî harcamalardan kaçınmakta. "Hele bir pazara çıkalım, bakalım neler alırız?" diyenler yanar. Asıl kârlılar "Pazardan şunu şunu alıp dönerim" diyen kararlılardır. Yaşamayı öğrenmek derken kastım o idi. Rahmetli Vecihi Ünal, kış biterken kış ucuzluğundan, yaz sona ererken de yaz indirimlerinden yararlanır yani; yazlıklarını kışa doğru, kışlıklarını yaz geliyorken edinir, çiçek gibi giyinirdi... Bir sözü vardı ki hiç unutamam: "Yüz lira kazanan kişi 30 lirasını bir yere koyamıyorsa, yüz milyon kazanırken de 30 milyonunu artıramaz." Evet... Yaşamak ta bir hesap işi.

***

Neyse; bazı püf noktalarını, paranın önemini, harcamalarda öncelik sırasını yaşamayı usul usul öğreniyoruz. Dahası; eğitimi, sağlık konusunu, sigortalanmayı, dostluğu, yardımlaşmayı... Sevmeyi, sevdirmeyi, tahammülü, sabrı... Hatta siyâseti, yatırımı, üretimi, propagandayı, reklâmcılığı yeni yeni öğrenmekteyiz. Ekonomimiz olmasa, ekonomik krizin buralarda işi neydi?.. Demek ki Türkiye bir yerlere vardı... Atlatacaktır. Çünkü Oktaylar artık şoför olmak istemiyor. Ayşeler iki dil biliyor. Özlemler hep mutluluğa doğru.