Türkiye''de şampiyonlara neler oluyor? Anlayan varsa anlatsın, biz de okuyucularımıza iletelim. Şampiyon güreşçilerimiz saman alevi mi? Bir parlıyor, arkasından hemen sönüyorlar. Yoksa söndürülüyorlar mı? Tekrar parlaması için yılların geçmesi gerekiyor. Kimisi de hayatlarında bir defa parlıyor, bu, ilk ve son parlayışı oluyor.
İsterseniz eskileri bırakalım da elan güreşmekte olan şampiyonlara bir bakalım. Önce serbestten başlayalım. Serbestçilerin içinde en istikrarlısı 54 kiloda Harun Doğan. Harun, 1996''da Avrupa Şampiyonası''nda gümüş madalya aldıktan sonra, 97''de yok, 98''de Dünya Şamiyonası''nda gümüş madalya almış. 99, Doğan''ın altın yılı olmuş, hem Avrupa, hem de Dünya Şampiyonası''nda altın madalyaya ulaşmış. Doğan, bakalım 2000''de ne yapacak? Saman alevi mi, yoksa, sönmeyen meşale mi olacak? 69 kiloda Yüksel Şanlı, 95''te Avrupa''da gümüş madalya almış, 96 ve 97''de kürsüde yok. 98''de Avrupa''da altına ulaşmış. 99''da da ancak bronz madalya almış. Bu istikrarsızlık değil de nedir?
97 kiloda Ahmet Doğu, 97 Dünya Şampiyonası''nda gümüş madalya almış, bir daha ortada yok.
125 kiloda Aydın Polatçı, 98 Avrupa Şampiyonası''nda altın, 99''da ise gümüş almış. Ankara''daki Dünya Şampiyonası''ndaysa derece yok. Bu nasıl zirveye soyunma? 125 kilonun diğer güreşçisi Zekeriya Güçlü''yse, 97 Dünya Şampiyonası''da altın madalya almış, bir daha yok. Bu nasıl güçlülük? Güçlü''nün harcandığı söyleniyor, bu ne derece doğru? Grekoromende de durum serbestten farklı değil. Yalnız Hamza Yerlikaya ve Şeref Eroğlu, istikrarlı gözüküyor. En istikrarlı iki güreşçi de şu anda küskün ve kendilerine sahip çıkılmadığını söylüyor. Hamza,1993''te altına ulaştıktan sonra 1999 Dünya Şampiyonası''na kadar istikrarını sürdürmüş. Bu şampiyonada derece yapamadan elenmiş. 63 kiloda Şeref Eroğlu''ysa 94''te Avrupa Şampiyonası''nda altın madalyaya kavuştuktan sonra bazen altın, bazen de gümüş alarak istikrarını sürdürmüş.
54 kiloda Ercan Yıldız, 97''de Dünya Şampiyonası''nda altın madalya almış, bir daha altının yanına bile yaklaşmamış.
76 kiloda Nazmi Avluca da 96''da bir parlamış, Avrupa Şampiyonası''nda altın madalyaya ulaşmış, bir de 99''da ben varım demiş ve Ankara''da altını yakalamış, iki şampiyona arasında durumu idare etmiş.
90 kiloda Hakkı Başar, 92''de Olimpiyat İkincisi, 95''te Dünya Şampiyonu olduktan sonra 97''de Avrupa''da altına ulaşmış, aralarda da pek var sayılmaz.
Şampiyonların bu durumları nasıl açıklanabilir? Bu iniş ve çıkışlar nasıl izah edilebilir? Kabahat kimde, güreşçilerde mi, yoksa yöneticilerde mi? Güreşçilere sorarsanız kendilerine sahip çıkılmıyor, küstürülüyorlar. Yukarıda adı geçen şampiyonlar içinden en istikrarlıları Şeref Eroğlu ve Hamza Yerlikaya. Ancak ikisi de Türkiye''den gitmekten bahsediyor. İkisi de Türkiye''de kendilerine sahip çıkılmadığından söz ediyor. ABD''ye gitme hazırlıkları yapan Hamza Yerlikaya, futbola gösterilen ilginin onda birini bile görmediklerini, ailesinin ve kendisinin geleceğini düşünmek zorunda olduğunu söylüyor. Şeref Eroğlu da, omuzundaki yırtılmanın hâlâ tedavi ettirilmediğini söyleyerek, "Atina''da tek kolla güreştim ve ikinci oldum. Kimse yardımcı olmaya yanaşmıyor. Bu durumda ya başka ülkeye gideceğim ya da güreşi bırakacağım" diyor.
Kimse, "Aslanlarım, koçlarım, vatan sizden çok altın madalya bekliyor" edebiyatıyla şampiyonlardan fedakârlık beklemesin. Şampiyonlar, bayrakları için her türlü fedakârlığı yapmışlar, yapmağa da devam ediyorlar. Ama, gençliklerini verdikleri mücadele sonunda, namerde muhtaç olmadan yaşayacak kadar bir maddi destek istemeleri de onların en tabii hakkı. Fazla değil, futbola gösterilen ilginin onda birine razılar.

