Gına geldiğini ve artık değil zelzeleye, deprem lafına bile gıcık olduğunuzu biliyorum. Buna rağmen başlıkta ve yazıda geçen deprem sözcükleri için daha baştan özür diliyorum.
Ama bugün yazdığım deprem, başka deprem! Bir kere tamamen dış kaynaklı ve sizin bildiğiniz, hatta alıştığınız yer sarsıntılarından çok, ama çok farklı.. Biliyorsunuz Türkiye, geçen hafta 45 yıldır imzalamaktan kaçındığı bir uluslararası insan hakları sözleşmesine imza attı.
Birleşmiş Milletler''e üye 188 ülkeden 144''ünün imzaladığı "BM Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi" ile yine 137 ülkenin imzaladığı "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi''ne" imza koydu.
''Koyduysa, koydu; bunda ne var?'' demeyin.
Bu sözleşmelerin imzalanması ile başta düşünce, vicdan, din ve ifade hürriyetleri olmak üzere, azınlık tarifi ve haklarıyla ilgili ülkemizde yürürlükte olan bilumum kanun, yönetmelik vb mevzuatın yenilenmesi, daha doğrusu BM Sözleşmeleri''ne ''uydurulması'' gerekiyor! Dahası Lozan Anlaşması ile dini cemaatlar olarak belirlenen azınlıklara, yeni tanımlamalar getiriliyor. Buna göre artık sadece dini azınlıklar yok! Dini, linguistik, kültürel ve muhtelif kökenlerden gelme şeklinde ''etnik azınlık'' tarifleri sözkonusu.. Gerçi Türkiye Avrupa Birliği''nin Kopenhag Kriterleri''ni zaten kabul etmiş durumda. Ayrıca geçen hafta imza koyduğu BM Sözleşmeleri, Kopenhag Kriterlerine göre daha yumuşak ve daha genel ifadeleri içeriyor.
Ama Türkiye bütün bunlarla, dönüşü olmayan bir istikamette ''değişimle'' karşı karşıya.. Açıkçası ABD, BM ve AB kaynaklı; ''insan hakları'', ''azınlık hakları'', ''din, vicdan ve ifade hürriyetleri'' yaftalı baskı ve taahhütlerle uğraşmak durumunda..
Dışişleri Bakanlığı''nın açıklaması Sözkonusu BM Sözleşmeleri''ne imza konulması ile girilen taahhütlerin neler olduğu ise, Dışişleri Bakanlığı''nın yazılı açıklamasında şöyle ifade ediliyor:
"Siyasi ve Medeni Haklar Sozleşmesi''nde diğer hükümler yanında; -Yaşama hakkı, -İşkenceye ve diğer zalimane, gayri insani ve küçültücü muamele ve cezalara karşı korunma, -Keyfi gözaltı ve tutuklamalardan korunma, hürriyetleri kısıtlanan kimselere (gözaltına alınanlar ve mahkumlar) insanca muamele, -Seyahat ve ikametini seçme hürriyeti, -Düşünce, vicdan ve din hürriyeti; ifade hürriyeti, -Etnik azınlık grubu mensuplarının kültürlerinden faydalanma, dinine inanma ve bunu öğretme ve dilini kullanma haklarının reddedilmemesi, hakkında hükümler yeralmaktadır." Açıklamada ayrıca Ekonomik Sosyal Ve Kültürel Haklar Sözleşmesi''nde, ırk, renk, cinsiyet, dil, din ve siyasi fikir ayrımı gözetilmeden, -Eşitlik, eşit işe eşit ücret; sendika ve toplu sözleşme, grev, sosyal güvenlik, eğitim, aile kurma, -Kültürel faaliyetlerde bulunma, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, hakkındaki hükümlere yer verildiği belirtildi! ''Şimdi bütün bunlarda, ne var?'' demeyin! Neler olduğunu yakında hep beraber anlamaya, görmeye ve taahhütlerimizi birer birer yerine getirmeye başlayacağız. Bunları, ister ''dayatma ve baskı'' olarak kerhen kabullenin! İsterse ''çağdaşlaşma'', ''batılılaşma'', ''evrensel değerlerle tanışma'', ''hür ve modern dünyaya entegrasyon'' vb. uyum taahhütlerimizin ifa edilmesi sayın; sonuç değişmiyor. Daha doğrusu, değişmeyenlerin artık değişeceği, üstelik çok değişkenli yeni bir dönem başlıyor.
Buna, "ABD, BM, AB kaynaklı asıl depremler yolda!" demekte, bilmem haksız mıyım?

