Kaydet
a- | +A

Bana ne falan demeyin. Eğer milenyuma nasıl girdiğimi anlatmaz ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaz isem, çat diye çatlayacağım.. Mecburen de olsa katlanacaksınız artık.. Yazının sonuna kadar gidemeyecek meraklıların merakını gidermek için hemen baştan belirteyim. Milenyuma pek iyi girmedim. Senenin bereketi baharından belli olur derler.

Yeni bir binyıla insan eğer bu kadar yorgun, bu kadar bitkin, bu kadar endişeli girerse, elbet karamsar olur. Yani bazılarının yaptığı gibi, ''vur patlasın çal oynasın'' diyemez.

Kaldı ki ben bütün bunlara ilaveten, ayrıca pek pimpirik bir tipim. Kafama bir şey takılmaya görsün.. Yandım gitti.. Rahatım ve huzurum anında kaçar..

DİGİTAL KIYAMETE TAKINCA Aslında milenyuma sıcacık evimde, televizyonun başında girdim. Bu bakımdan şanslıydım.

Ya Londra''dakiler gibi yağmur altında veya New York''ta ünlü Times Square Meydanı''na toplanmış ve dondurucu soğukta saatlece bekleyen yüzbinler gibi girseydim.. Veya milenyum, üçbin falan diyerek, ben de en azından Washington''daki kutlamalara katılıp saatlerce soğukta beklemeyi göze alsaydım. Bütün bunları yapmadığım için şanslıydım.. Ayrıca TV karşısında keyif aldığım zamanlar bile oldu.

Zira dünyanın her yerinde akıl almaz çılgınlıklar ve gösterilerle yetmişiki buçuk milletin neler yaptıklarını göstermek için CNN dahil bütün kanallar olağanüstü bir yarış içindeydiler.. Ben de bu çılgınlıkları zaman zaman dudaklarım uçuklayarak, zaman zaman da acayip keyiflenerek seyrettim. Bunlar tamam, ama şu digital kıyamet dedikleri korkudan dolayı, inanın herşey burnumdan geldi. Korkusu bile insanı tir tir titrettiğine göre ya korktuklarım başıma gelirse, ya bilgisayarlarım ne yapacaklarını şaşırırsa, ya içindeki dosyalarım, bilgiler, arşivim mahvolursa... Tamam diyorum, unutmak istiyorum.. Artçı depremler gibi belli periyotlarla zank diye gelip kafama takılıyor.. Takılınca da bende hem renk hem şafak atıyor..

PROBLEM BENİM KAFAMDAYMIŞ Halbuki büyük oğlum Darende, ne büromdaki ve evdeki bilgisayarlarda, ne de Washington dışına her çıkışımda yanımdan hiç eksik etmediğim emektar laptopumda, Y2K dedikleri digital kıyamet problemi bulunmadığını, kaç bin defa anlattı durdu.

Ama bir türlü korkum geçmiyor. Nasıl geçsin.. Bu konuda pek cahilim. İnsan bilmediğinden korkmaz mı?.. Küçük oğlum Nazif, Darende''nin bütün izahatlarına ve bir uzman olarak verdiği her türlü teminata rağmen hâlâ ''dediğim dedik, çaldığım düdük'' tavrıma sonunda isyan etti. "Baba kusura bakma. Senin bilgisayarlarında inansan da kabul etmesen de, gerçekten bir Y2K problemi yok. Ama digital kıyamet problemi senin kafanda. Kafanda böyle bir problemin olmasının da bilgisayarlara hiçbir zararı yok. Sen de kafandaki bu problemle yaşamaya çalış.

Ama ne olur biraz sakin ol da şu milenyuma dünya nasıl giriyor, seyredelim. Çok rica ediyoruz, lütfen, keyfimize turp suyu sıkma! Git yat. İstirahat et. İnşallah geçer."

Nazif böyle konuşunca mecburen sustum. Rahat değilim ama, artık ikide bir temcit pilavı gibi söylenip de durmadım. Ancak hemen pes etmedim. Somurta somurta da olsa, sahura kadar yanlarında kaldım.

Ben de, dünyadaki yetmişiki buçuk milletin türlü çılgınlıklarla milenyuma nasıl girdiklerini seyrederek, milenyuma girdim. Oh olsun... Gerçi artık dönüş yok. Olan oldu. Ama bilmiyorum, milenyuma böyle girmekle iyi mi yaptım?.