Bizim evde eşitlik giderek nezaketen korunur hale geliyor. Ailemiz fertlerinin yaşam tarzları, -inançlarımızı, özümüzü, geleneklerimizi koruyarak- hızlı bir değişime uğruyor.. Günümüzün, çağımızın getirdiği bir zorunluluk ve tabiilik bu.. Gerçi bu durumu; yok kuşak farkı, yok şimdiki gençler değişik, yok ah o eski zamanlar veya ''ne yapalım, çağa, yeniliklere ayak uydurmak lazım,'' falan diyerek idare etmeye çabalıyorum.
Değişimi hayra yoruyor; bazı olumsuzluklarından etkilenmeyi zaman zaman görmezden geliyorum. ''Boşver; bu tabii bir süreçtir!'' diyorum. Açıkçası, her geçen gün bambaşkalaşmayı, hep hoşgörü ile karşılamaya çalışıyorum. Ama elektronik ve digital teknoloji sadece müthiş hızla ilerlemiyor ki.. Sizinle çocuklarınız arasında, kapanması neredeyse imkansız denecek derin uçurumlar da açıyor..
Kaplumbağaya roket takılırsa ve digital ırkçılık Geçenlerde metro giriş ve çıkışlarına, internet hizmeti sağlayan bir firmanın koca koca ilanlarını astılar. Bu tabelalara her bakışımda hem çok gülüyor, hem de acı acı irkiliyorum..
İlanda sevimli bir kaplumbağaya, internet hizmeti veren firmanın roketleri takılmış.. Kaplumbağacık uzayın derinliklerinde füze hızıyla uçuyor.. Adam, ''sen kaplumbağa da olsan, gel internete benden bağlan, seni sanal alemde böyle uçurayım'' diyor.. Güler misin, ağlar mısın?.. Düşünün bakalım.. Bir başka örnek de Amerikalı zenci hakları savunucusu ünlü rahip, politikacı, televizyoncu Jesse Jackson''dan.. Jesse''nin yeni kampanyası, ''digital bölünmeye son'' sloganını taşıyor..
Amerika''nın en gelişmiş bölgelerinden Chicago''daki bir ilkokulu örnek veriyor Jackson.. William Gladstone İlkokulu''nda toplam 623 öğrenci var. Bunların yüzde 67''si siyah, yüzde 32''si ise Latino-İspanyol asıllı.. Beyaz öğrencilerin okuldaki nispeti sadece yüzde 1! Bu okul 1884''te inşa edilmiş 4 katlı köhne bir yapı. Okulun ilk üç katında hiç tuvalet yok. Ayrıca 623 öğrenci için sadece 35 bilgisayar var. Yenilikleri ve teknolojik gelişmeleri takip ederek eğitim vermesi için okulun, daha çok bilgisayara; elektrik ve elektronik tesisatının yenilenmesinden, bir dizi tamir ve tadilata kadar pek çok şeye ihtiyacı bulunuyor.
Jesse Jackson bu okulu örnek vererek şöyle diyor: "Bu durum siyahlar ile beyazlar arasındaki ayrımcılığı ve eşitsizliği açıkça ortaya koyuyor. Bir tarafta evlerinde ve okullarında bilgisayarı olan ve bunları kullanan beyazlar, diğer tarafta bundan mahrum olan siyahlar.. Bu bir digital bölünmedir! Eski ırkçılığın ve ayrımcılığın, çağdaş bir versiyonudur. Bu çirkin oyuna son verelim." Neyse biz Jesse''yi de, roket hızıyla internette ''sörf'' yapan kaplumbağayı da bir tarafa bırakalım, sadede gelelim.. Digital bölünmenin ailemiz içindeki etkilerine dönelim.
Herkesin dünyası ayrı mı? Gerçekten teknolojik gelişim ve değişim sebebiyle, aile içinde herkes apayrı bir dünyada yaşamaya başlıyor.. Bunun sonucunda da, ister farkedin, ister etmeyin; ister kızıp sinirlenin, isterse sineye çekin; aile bireyi sayısı kadar farklı alemler ve durumlar ortaya çıkıyor evinizde.. Hadi bir adım daha ileri giderek duygularımı söyleyeyim. Kendimi evimde, işte, bulunduğum ortamlarda çoğu zaman ''misafir'' ya da ''yabancı'' hissediyorum.. Gerçi hepimiz bu dünyada misafiriz.. Ömrümüzün yettiği ana kadar kalıcıyız. Ama, geçtiğimiz günlerde andığımız rahmetli Necip Fazıl üstadın bir mısrasında dile getirdiği, ''Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya'' durumundan, kendi evinde de yabancı ve misafir konumuna düşmek, zaman zaman inanın beni pek kahrediyor.. ''Bu yaşta her yeniliğe adapte olmak kolay mı?'' mazeretçiliğini bir yana bırakalım.. Düşünün. Bilgisayarımın başındayım.. Merete yine bir hal oldu.. Ya da kumanda aleti ile oynarken kanalları da kafayı da karıştırırdım. Ne görüntü kaldı ne ses.. En kötüsü, eve yine alarmın şifresini unutarak girdim.. Alarm ötmeye başladı.. Bir dakika içinde şifreni gireceksen gir, yoksa otomatik olarak polise bildiriyorum diyor. Ne yapacağım?
Mecburum, Darende''ye, Nazif''e seslenmeye.. Evladım gel şuna bir bak. Yoksa çıldıracağım demeye.. Ama onlar da haklı.. Böyle zırt pırt başlarına her daim ekşinmez ki.. Hem sen çocuklara doğdukları günden itibaren hep ''Mertsen kendine baba ol! Kendi işini kendin gör!'' diye öğüt ver. Sonra bürokrat Çokbilmiş bey gibi, odacı Yetiş efendiyi çağır.. Digital takıl; ama çoluk çocuğa maskara ol! Allah''a şükür, bizim efeler yine de ''terbiyelerini bozmuyor; yahu baba yeter artık, bıktık.'' falan demiyorlar.. Ne acayip dünya.. Kimisi bende yok diye, kimisi var ama çalıştıramıyorum diye, kimisi yok bilmem ne diye huzursuz ve birbirine karşı.. Değişimmiş, yenilikmiş, teknolojiymiş... Ne biçim bir deveran.. Var biraz da sen oyalan.. Yaşam pek yaman.. Ama ne olur digital bölünmeyelim, aman!.

